Ana içeriğe atla

TECAVÜZ EDİLEREK ÖLDÜRÜLEN PADİŞAH!!!

 



Dünya tarihinde kralların, şahların, sultan ya da padişahların idam edildiği durumlar vardır ama YEDİKULE ZİNDANLARI'nda 40 GÜN BOYUNCA TECAVÜZ EDİLİP, BOYNU KIRILARAK KATLEDİLEN TEK PADİŞAH GENÇ OSMAN'dır...
Başındaki kirli sarığı çıkarır ve şöyle der;
"Bilmeden size cefa ettimse affeylen, ben ettim siz etmen. Görün dünyanın halini, dün sabah cihan padişahı idim, şimdi üryan kaldım. Malımın, esbabımın haddi hesabı yok iken, on akçelik bir arakiyeye (sarıklı kavuk) gücüm yok. Merhamet edin, halimden ibret alın, dünya size de kalmaz. Hangi padişahın kulları, padişahlarına bu kötülüğü yaptılar...”
Özellikle “Osmanlıcılık” oynayanlar; Zaten okumayan MİLLET vasfını yavaş yavaş yitiren bir topluluğuz. Lütfen okuyun da devşirmelerin bu topraklarda ne kötülükler yaptığını öğrenin.
1620'li yıllara gidelim...
Hazin, iğrenç, mide bulandırıcı, utanç verici ve Osmanlı tarihinin seyrini değiştirecek yıllara...
Dünya tarihinde TECAVÜZE uğrayan ve BOYNU KIRILARAK ya da BAŞI KESİLEREK ÖLDÜRÜLEN TEK padişah kim?...
GENÇ OSMAN...
Daha 14'ünde...
Günümüzün 14'lükleri adını bile yazamazken Arapça, Farsça, Latince, Yunanca ve İtalyanca gibi doğu ve batı dillerini klasiklerinden tercüme yapabilecek kadar iyi eğitimli, GENÇ OSMAN...
Amcası 1. Mustafa'nın bir saray komplosu ile hal edilmesinden sonra taht'a oturtulan 16. OSMANLI PADİŞAHI ve 95. HALİFE...
Babası 1. AHMET Yani bugünkü SULTANAHMET CAMİİ’ne adını veren padişah...
Saray ENTRİKACISI, PAPAZ kızı MAHPEYKER KÖSEM SULTAN baş rolde...
Yeniçeriler, tam bir başıbozuklar güruhu.Vezirler, Ağalar, Paşalar, Şeyhülislam, din adamları velhasılı kelam İmparatorluğun bütün yönetici tayfası hırsızlık, sahtekarlık, rüşvet, namussuzluk ve hainlik peşinde.
İşte böyle bir ortamda taht'a çıkar GENÇ OSMAN. Devletteki çürümüşlüğü gördüğü için ilk olarak başta Şeyhülislam olmak üzere ağaları, paşaları ve kilit noktadaki birçok yöneticiyi görevden azleder. YENİÇERİ OCAĞI'nı ortadan kaldırmak şart olmuştur.
Bunun için Anadolu'ya geçip öz be öz TÜRK çocuklarından yeni bir ordu oluşturmak ister.
Hacca gitme bahanesini bulur ve hazırlıklar yapılır. Asıl amaç, Anadolu'da Türkler'den oluşan yeni askeri birliği kurmak, başkenti de Anadolu'ya taşımaktır.
Padişahın Hacca gideceği, hatta Yeniçeri Ocağı'nı lağvedeceği duyulur. Başta Şeyhülislam olmak üzere hain güruh fitne yayar asker arasında. Padişahın Hacca gitmesine karşı çıkarlar.
Dinlemez GENÇ OSMAN ve Payitaht'tan çıkarak Üsküdar'a geçer. Padişahın kararlı olduğunu, anlayan hain güruh, Aksaray İskenderpaşa Mahallesi'nde o zamanki adıyla Etmeydanı'nda karargâhı bulunan Yeniçeriler, devşirme Kara Davut Paşa önderliğinde isyan başlatır.
Çekirge sürüsü gibi çıkarlar Etmeydanı'nından ve yaka yıka talan ede ede Saray'a doğru harekete geçerler. Padişah, bakar durum kötü, Hacca gitmekten vazgeçtiğini belirtir belirtmesine de iş işten geçmiştir.
Asiler Topkapı Sarayı'na girer. Osmanlı tarihinde ilk kez asker Harem'den içeri girmiştir. Bir önceki padişah 1.Mustafa'yı Şimşirlik denilen kilitli olduğu odadan çıkarırlar ve taht'a oturturlar.
Tabii bu arada kellesi istenen birçok devlet adamının kafalarını kesip Saray'ın birinci giriş kapısına asarlar.
Durumun vahim olduğunu anlayan GENÇ OSMAN, gece kaçarak Süleymaniye Camii’nin yanındaki bugün İstanbul Müftülüğü olan yerde Yeniçeri Ağası'na sığınır.
Asiler Süleymaniye’yi kuşatır. Yeniçeri Ağası, "PADİŞAHINIMIZ BİZE SIĞINMIŞTIR. AMAN DİLEMEKTEDİR" dediyse de isyancılar, Yeniçeri Ağası'nı hemen oracıkta paramparça ederler.
GENÇ OSMAN, yaka paça sürüklenerek Ağa kapısından çıkartılır.
Küfürler, hakaretler, tacizler.
GENÇ OSMAN, sağrı (yaralı) bir eşeğe bindirilir. Aksaray'da İskenderpaşa Mahallesi’nde bulunan Orta Cami'ye gelene kadar binbir türlü hakarete ve tacize maruz kalır.
Bırakın Osmanlı tarihini, dünya tarihinde bile eşi benzeri görülmeyen insanlık dışı bir yola çıkılmıştır.
Yolda bir çeşmeden su içmek ister. Asiler, bir testi su getirir ve verir gibi yapıp yere döker.
Altıncıoğlu adlı bir serseri, bir taraftan taciz eder, bir yandan da tartaklayıp küfürler edince,
GENÇ OSMAN ağlayarak: "BEHEY EDEPSİZ! BEN PADİŞAHINIZ DEĞİL MİYİM, NEDİR BU ETTİĞİNİZ CEFA?” der.
Cami’ye gelindiğinde, GENÇ OSMAN’ı bir odaya hapsederler. Yeniçeri odalarının ortasında olan caminin etrafı isyancılarla doludur. Cuma selası verilmektedir. Bazı askerler Padişahın öldürüldüğünü sanarak bağırırlar. Bunun üzerine İSYANIN ELEBAŞISI KARA DAVUT PAŞA, GENÇ OSMAN'ı sürükleyerek pencereye getirir ve askere gösterir.
GENÇ OSMAN'ın burada askere bir konuşması vardır, çok acınacak ve aynı zamanda ders niteliğindedir. Başındaki kirli sarığı çıkarır ve şöyle der GENÇ OSMAN;
"Bilmeden size cefa ettimse affeylen, ben ettim siz etmen. Görün dünyanın halini, dün sabah cihan padişahı idim, şimdi üryan kaldım. Malımın, esbabımın haddi hesabı yok iken, on akçelik bir arakiyeye (sarıklı kavuk) gücüm yok. Merhamet edin, halimden ibret alın, dünya size de kalmaz. Hangi padişahın kulları, padişahlarına bu kötülüğü yaptılar.”
Kara Davut Paşa, bakar ki asker arasında GENÇ OSMAN lehine bir tavır var, yakasından tutar ve indirir aşağıya. Önce hem de camide Cebecibaşına boğdurmak ister GENÇ OSMAN'ı, ancak asker tepkisinden korkup vazgeçer.
Bu arada KÖSEM SULTANIN emriyle Şimşirlik'ten çıkarılıp getirilen ve Orta Cami'de adına hutbe okutulan amcası Birinci Mustafa, Saray'a götürülüp taht'a oturtulur.
Kara Davut Paşa da veziriazam olarak döner Orta Cami'ye. Akşama doğru bir pazar arabasına konulan GENÇ OSMAN'ın YEDİKULE ZİNDANLARI yolculuğu başlamıştır artık.
Yalvarır "Beni Saray'da bir odaya kapatın ama Yedikule'ye götürmeyin" diye ama cevaplar aşağılayıcı küfürle ve tacizle olur.
Yol boyunca yapılmadık hakaret kalmaz.
GENÇ OSMAN, yine bir çeşme görür ve su içmek ister. Bu defa izin verirler, belki de son kez kana kana su içer. Akşam karanlığında YEDİKULE'ye varırlar.
GENÇ OSMAN'ı KANLI KUYU denilen ZİNDANA atarlar.
KANLI KUYU, yüzyıllarca nice başların kesildiği, düşen kafaların o kuyudan Marmara Denizi'ne gittiği rivayet edilir.
Askerler dağıldıktan sonra Kara Davut Paşa, yanındaki birkaç çakal ve Cebecibaşı, GENÇ OSMAN'ı katletmek üzere harekete geçer. Cebecibaşı kement atıp kendisini boğmak ister, başaramaz. İçlerinden birisi, GENÇ OSMAN'ın omzuna balta ile vurur, omuzu kırılan padişah yere düşer ve nihayet KİLİNDİR UĞRUSU denilen subaşı kethüdası, hayalarını sıkar ve kementi boğazına geçirip boğar.
TARİH 20 Mayıs 1622'dir.
Devşirme paşa Kara Davut, GENÇ OSMAN'ın ölümüne nişane olarak kulağını ve burnunu kesip, yeni padişahın annesi yani SARAY ENTRİKACISI KÖSEM SULTAN'a getirir.
Naaşı o gece saraya nakledilip, yıkandıktan ve üç beş kişiyle cenaze namazı kılındıktan sonra merasimle babası SULTAN I. AHMET'in yaptırdığı SULTANAHMET CAMİİ'nin yanındaki türbesine defnedilir.
Yalnız burada tarihçiler, üç farklı anlatım yaparlar. Bazıları GENÇ OSMAN'ın YEDİKULE ZİNDANLARI'na geldiği gün BOĞDURULDUĞUNU belirtir.
Ağırlıklı görüş ise şöyledir:
GENÇ OSMAN'A TECAVÜZ ETTİLER.
Dünya tarihinde kralların, şahların, sultan ya da padişahların idam edildiği durumlar vardır ama YEDİKULE ZİNDANLARI'nda 40 GÜN BOYUNCA TECAVÜZ EDİLEREK, BOYNU KIRILARAK KATLEDİLEN TEK PADİŞAH GENÇ OSMAN'dır.
Bir diğer görüş ise daha vahimdir.
GENÇ OSMAN, AĞIR İŞKENCELER görür, günlerce TECAVÜZ edilir, sonra da BAŞI KESİLEREK KATLEDİLİR.
Başının kesilmesi olayını 1967-70 yılları arasında İSTANBUL TÜRBELER MÜDÜRÜ olarak görev yapan YAVUZ SENEMOĞLU,
o dönemde SULTANAHMET'teki türbenin RESTORE ve BAKIMI sırasında GENÇ OSMAN'ın CESEDİNİ gördüğünü, kabre perişan vaziyette atıldığını, asıl ürkütücü olanın GENÇ OSMAN'ın BAŞININ OLMADIĞINI anlatır.
İşte böyle acıklı ve aynı zamanda ibret verici bir hikayesi vardır GENÇ OSMAN'ın.
SULTANAHMET CAMİİ yanındaki hazirede babası Birinci AHMET, kendisinin HUNHARCA öldürülmesini izleyen ANALIĞI, PAPAZ kızı MAHPEYKER KÖSEM SULTAN ve KÖSEM'in oğlu Dördüncü MURAT ile beraber yatmaktadır.Atamız bildiğimiz Osmanlı bu ve buna benzer entrikalar saklanarak farklı anlatımlarla Türk milletinin Atası olarak kabül ettirilmek istenmektedir.Türk toplumna verdiği bir gelecek olmamış,Türk toplumu Atatürk'le var olup,kişilik bulup,ulus devlet olabilmiştir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ZAFER YEĞENOĞLU

    Facebook' sayfalarında Kozan'da okuduğum İstiklal İlkokulundan sınıf arkadaşım Zafer Yeğenoğlu'nun yeğenlerinden biri olsa gerek,bir resim paylaşmış.Resmin sol tarafındaki Yeğenoğlu Sokak levhasını sokaktaki taş evlerden birinin duvarının üzerinde görünce duygulandım.O taş ev,bizim Kozan'daki Arslanpaşa mahallesinden İstiklal İlkokulumuza giderken İnkilap İlkokulu sokak girişinin olduğu caddeden geçip,biraz ötedeki Kozan Halk Kahramanı Gizzik Duran efsanesinin evlerinin beri tarafından Zafer'lerin evlerinin önünden yukarılara kadar devam ederek Kozan'ın ana caddesi olan ve bu ana caddenin üstündeki Kozan'ın büyük ulu camisine kadar ilişirdi.İnkilap ilkokulu sokağından bu sokağa girişinizle biraz ilerde bir sokak daha sapardınız,bu sapılan sokakta,bizi sokak bitmeden sınıf arkadaşlarımızdan Faik Öztürk'lerin evlerinide geçtikten sonra İstiklal İlkokulumuzun kapısına getirirdi.Sabahleyin okul kapısından girer zilin çalmasıyla okul önüne dizilir genç y...

KANSER

  KANSER... KANSER... KANSER!!!!!!!!!!!!( Lütfen okuyunuz))) 2018 yılında Amerika ve Japonya’dan iki bilim adamı, “immüno-onkoloji” olarak adlandırılan yeni bir onkoloji tedavi yöntemi için tıpta Nobel Ödülü aldılar. Bu, yakın bir gelecekte korkunç kanser hastalığının, evde nezle gibi tedavi edilebileceği anlamına geliyor! Bu, bir zamanlar tedavi edilemeyen ve bir çok kişinin korkunç acılar içinde ölümüne sebep olan iskorbüt hastalığı gibidir. İskorbüt tedavi edilemiyordu ve her hangi bir ilacı yoktu, ancak daha sonra , bu hastalığa C vitamini eksikliğinin yol açtığı ortaya çıkmıştı. Bugün iskorbüt hastalığına hiç kimse yakalanmıyor. Öyle görünüyor ki, korkunç ve ölümcül bir hastalık olan “kanseri” de aynı kader bekliyor. Bunun nedeni, işlenmiş gıdaların kullanımı ve vitamin eksikliğidir. İnsanların bunu önceden bildiği, fakat kar etme tutkusundan dolayı sessiz kaldığı düşünülünce dehşete kapılmamak mümkün değil. Bugün aldığım bilgiye karşı farklı tutum gösterilebilir, ancak ben sa...

AİLE ORMANLARI

    İmkanları dahilinde Babamın sağlığında devam eden hayatta bazı hususlarda yaptıkları ve yapacaklarını hem anlatımlarında ve hemde eylemlerinde dinlemiş ve görmüşümdür.Onun köy öğretmenliğine ben doğduğum Bozkır Kayacık köyünde çok küçük yaşlardayken şahit oldum.Ben doğmadan evvel Karaman'ın Dağdurayda köyüne ilk ataması olmuş sonra kazamız Bozkır'a bağlı Akkise kasabasına gelinmiş.Ecdatımız bizlerin olmadığı bir neslin evveli olarak ülke topraklarımızda  çalışmışlar,çalışmayı görev anlayışı ve bilincini bir mecburiyet olarak görmüşler bizlere borçsuz harçsız yaşayacağımız güzel bir ülke toprakları bırakmışlardır.Şimdiki nesil bu çalışmaların ürünlerini çok rahat yiyor hemde ağzından burnundan gelesiye kadar yemekte.Umarım ilerdeki kuşak borcuna sadık olurda şimdi yiyen bu kesimin borçlarını itiraz etmeden kapatır yada ülkeyi satıp köleliği seçer.Babam milli eğitimden emekli olduktan sonrada boş durmamış kooperatifler kurmuş,vatandaşları ev sahibi yapmış ve en önemlisi...