Bir dönem sinemalar vardı.Televizyonların olmadığı o evrelerde sinemalar;sosyalleşmelerimiz,eğlence hayatımız,tek lüksümüzdü.Kafamızda beyaz perdede gördüğümüz starlar olur,onların filmlerde canlandırmış olduğu karakteri bizde özel yaşamımızda yansıtmaya çalışır,bu karakteri uzun bir süre şartlanmışlıkla belleğimizden çıkaramazdık.Diyebilirimki sinemalarda gösterilen bu filmlerle sosyalleştik.Sevdaları bu filmlerden,okuduğumuz romanlardan,dinlediğimiz yanık türkülerden öğrendik.Toplumumuzda sevda utançtı,sevdanın açığa çıkması ise erkekten ziyade dişinin adının çıkması rezil olmasıydı.Halbuki sevda yastık kırlentlerine koka ipleriyle nakış nakış işleniş güzellikleri kadar güzel,yüreklerde de emekler vererek,hisler yaşayarak elde edilen büyük bir değer,yosun yeşili gözlerin güzellikleri kadar sanatsal,deryaların uçsuz bucaksız derinlikleri kadar derinlerde saklanan,sahiplenilen yaşamın en önemli kavradır.Karşıt cinsten toplum adet gelenek görenek yapısının bir öğretisi olarak hep çekinir,ürkerdik.Çocukluk yıllarımızda karşıt cinsi beğenilerimiz,sevda çekişlerimiz uzaktan uzağa olurdu.Daha ilkokul 5.sınıflardayken beğendiğimiz değere,gizliden gizliye mektuplar yazar,bu mektuplarla yüzlerimiz kızarır ve yazılan,kağıda dökülen bu duyguları kimseler görmesin diye yırtardık.Her yıl gündemde olan bir kaç liste başı şarkı çıkar,bunları ya sinema önlerinde sinema makinistinin makina dairesinde pikaba koyup apörlere verdiği taş plaklardan yahutta tesadüfi radyoda çıkarsa oradan dinlerdik.İnsanın doğasında vardır o yaşlarda öğretmenine,film yıldızlarına aşık olmaları.O kalabalık ortamlarda gizli gizli korka korka takip edilir, göz göze gelincede kallbiniz yerinden sökülürcesine yürek çarpıntılarına uğranır..Bir gün bu kentten yine Babamın Konya'ya atanmasıyla ayrıldık.Eşyalarımz yüklenirken içimde kopukluklar,eski hanların yıllara dayanamayışının yıkıntılarına benzer çöküşler oluştu.Her an boşalacak hıçkıra hıçkıra ağlayacak kadar dolu aynı zamanda da bitiktim.Eşyalarımız kamyona yüklendi 6 kardeş kamyonun kasası üzerinde eşyaların arasında bir yerlere doluştuk.Annemle Babam şoför mahallindeydi.Araç mahalleden hareketle komşularımız bize el salayarak veda ettiler.Ben dolu dolu bu kentten ayrılışımıza üzülüyordum,yıkıldım o ayrılışla.O hep birbirimize yakın olduğumuz mahalledeki arkadaşlarımdan,daracık sokaklarında naylon toplarla kıran kırana yaptığımız maçlardan,gönlümü verdiğim portakal bahçelerinden,kumlu gölden,evimizin aşağılarındaki Kozan mezarlığının daha ötelerindeki dereden,huzur bulmak için ara ara gittiğim tavşan tepesinden artık kopuyordum.Adana yoluna şehrin içinden geçerken çıktığımızın farkında bile olmadım.Kozan kalesinin biz uzaklaşırken küçülüşü hayatımda hiç unutamadığım ve beni en fazla etkileyen anım olarak göz seyrim oldu.İşte orada kalenin küçülüşü benim kopuşum kendimi tutamayıp hıçkırıklara boğuluşumdu.Yaşantımda Bozkır,Çumra ve Kozan Babamın atanmalarıyla çocuk kalbimde yerleştirdiğim arkadaşlarımdan ayrılmalarım 3 bulutlu yaşam evrelerim olarak geçer.Bir kente tam alışmışken her şeylerinizi ve en önemlisi gönlünüzü bırakarak bilmediğiniz bir başka kente gitmek çocuklar için en zor olanıdır.Hayatınız kararır,kırgın,kara bulutlar çokluğunda yağacak havalar gibi zifiri bulutlu ruh hali hüviyetiniz olur.Bu gidişle yıllar geçti ama Kozan ve arkadaşlarım halâ içimde hiç unutulmamacasına kök salmış sarmaşıklar gibi yaşıyorlar.Bu kentte çocukluk yıllarımda sinema önlerinde film başlamadan evvel beni çok etkileyen bir türkü dinlerdim türküyü Ahmet Sezgin çok içli söyler ve benide bu türkü çok etkilerdi."Böyle güzel gördünmü sen gözlerim,görür görmez tutmaz oldu dizlerim" ..İşte bu yıllarda bize göre her şey heyecan verici ve etkileyiciydi.İçin için bir sevda çekerdim.Kimseye söyleyemeyip,içimin derinliklerinde tuttuğum bu sevdam yönüm,sapağım,sokağım,eksenim yaşamımın sırf ona odaklanmasıydı.Konya'ya tayin olup bu kentten ayrılışımızla çocuk yüreğimdeki sevdam gizli bir yerde gözyaşlarımda aktı.Hıçkıra hıçkıra içli içli ağladım.Bir açık arabanın kasasına evden eşyalarımız indirilip yüklenirken,ondan ayrılışı kabüllenemiyordum ve her fırsatta gözlerim sulanıyordu.Kal denilemiyor gitme kesinleşmişse.Hele sebebi sizin yetkilerinizde oluşmamışsa.Benimkisi böyle bir gidişti Kozan'dan.Son buluşmamızda kal diyemedi,yüzüme bile bakamadı,yüz ifadesi soluk,yorgun,üzgünlüğün belirtisi gözlerin geceye alışmasıyla karanlıkta da fark ediliyordu...14 yaşlarındayız aşk ateşi bu yaşlarda farklı,daha bir harlı.Kozan küçük yer.Gündüzleri herkes görecek duyacak,dillere düşülecek korkuları yaşar,asla giz yerler olsa bile buluşma cesaretimiz olmaz,sadece akşamları seçtiğimiz buluşmalarımızda kalplerimiz birbirmize sarılışlarımızda yerinden çıkacakmışcasına yüksek debilerde atarken duyduğumuz heyecanların tersine,bu ayrılığın oluşu ikimizide derinden üzüyordu.Kötü bir sürprizdi babamın tayiniyle oluşan bu ayrılık.Kozan'dan isteyerek gitmiyordum,koparılıyordum.Ne zaman kamyonda taşınır ev eşyası bir yük görsem içim ezilir ağlamaklı olurum ve gözlerim dolar,aklıma o günkü göçüşümüz,ayrılışımız gelir..Nihayet 6 kardeş bizler açık arabadaki eşyaların arasına yerleştirildik.Kamyonun haraketiyle Kozan'dan bir daha dönmemek üzere ayrılıyorduk.Mahallede bizleri uğurlayan komşulara ve arkadaşlara ellerimizi sallayıp veda ettik.Kozan kalesi görkemiyle gözlerimize yansırken kenti geçip,Adana yoluna çıktık.Kamyonun lastik tekerleri asfalt yolda dönerken,Kozan'dan uzaklaşıyorduk ve Adana-İmamoğlu yolunda yol alırken Kozan git gide küçülüyordu.Son kez Kozan kalesini arabanın üzerinden seyrettim.
,o da küçülüp,kaybolup yitti.Benim çocuk sevdam içimde bir giz gibi hep durdu.Çocukların yüreklerinde ummanlara sığmayacak sevgiler vardır ve en saf,en duru sevgiler bu sevgilerdir ve asla o sevgileri yaşadıka unutulmaz..07/Ekim-2015 Şerafettin Sorkun/Konya'dan
Yorumlar
Yorum Gönder