Ana içeriğe atla

SANDI ANILARDA KALDI-18


     Sandı'ya varıp,evine girdiğinde cır cır böcekleri hiç susmayıp,aralıksız ötmeleriyle gecenin sessizliğini bozuyorlardı.Köyün köpeklerinin bu saatlerde havlamaları eksik olmuyor,gece boyunca birinin havlaması,diğerlerininde ona karşılık verişleriyle hepsinin bu tempodaki ses karışımları bozuk bir orkestra dinlentisi gibiydi.Eve girdiği haliyle kendini yatağa atmasıyla çok kısa sürede vücudunun her tarafında bereler oluşmasına neden olan sopaların meydana getirdiği ağrı ve sızıların acılarını bir süre sonra halsizlik ve yorgunluğun ağır basmasıyla unutup,derin bir uykuya daldı...Hölük tümden,bütün akşamlarda İbrahim ve Saliha'nın buluşmalarından haberdardı.Onların el ayak kesilip köylünün uykulara yattığı karanlıklarda bu şekil buluşmalarını sindiği bir yerden izliyor,arkasından İbrahim'in dönüşlerinde,nerelerden döndüğünü uzaklardan sezdirmeden takibe alıyordu.Bir süre köyde kimselere görünmez olduğu evrelerde evin anası-babası tarafından saklanan bir kaç liranın olduğu zula yerden gizlice 4 adet sarı 25 kuruş aldı.Bu ilerde belki farkedilecek Hölük bunun bedelini ama dayakla,ama başka bir şekilde ödeyecekti ama bu yiyeceği dayak ve ödeyeceği ailesi tarafından verilecek ceza İbrahim'e olan kini ve öfkesinin yanında çok gerilerde kalan bir akibetti.İbrahim'in önü kesilmeli,gerekirse eli ayağı kırılmalı,Saliha ile gece buluşmaları engellenilmeliydi.Yukarıdaki kendi köylerinden ötelerdeki başka köylerden birinde bu işi ücret karşılığı yapacak olan daha önceden bulup mevzu ettiği kişiyle buluştu.O kişi,2 kişi daha bulacak,onlara 25 er kuruş verecek 50 kuruşun tamamıda kendisinin olacaktı.Bir kaç gece İbrahim'in Saliha ile buluşmasını,gidişlerini,gelişlerini takibe aldılar,planlarını yapıp gidiş-dönüş güzergahında köylerine bayağı uzak mesafede bu olayı gerçekleştirdiler.Bunlar zaman içinde Hölük'ün bu olayı ama övünme ama başka türlü anlatımlarıyla zuhur edilmesiyle ortaya çıktı.Sonradan öğrenilen bu mesele üzerinde İbrahim hırs ve kin oluşturacak intikam alma duyguları beslemedi.Bir kaç sene sonra Saliha'nın babasının köye gelişinde,Saliha haber ileterek İbrahim'den babasından kendisini istemesini belirtti.İbrahim Hafız'dan yardım istedi.Hayatı yardımlardan ve yardımlara dayalı iyi niyetlerden başka bir düşüncesi olmayan Hafız bu işe el atıp.Saliha'yı saliha'nın babasından İbrahim'e istedi.Uzun razı olmazlıklardan sonra,Annenin ısrarları Saliha'ya "Senin düşüncen ne" diye sorulması ve onunda rızasıyla baba razı olmak zorunda kaldı ve izdivaç imam nikahıyla gerçekleşti.Hafız bu izdivaçla bahar ayında doğuran ineklerden birisinin dişi buzağısını İbrahim'le Saliha'ya evlilik hediyesi olarak verdi.İbrahim ve Saliha artık bir yuvanın içinde sürdürdükleri ömürleri içinde fakirdiler ama mutluluklarına diyecek yoktu.Gün gün seneler geçti,buzağı büyüdü ama İbrahim'le Saliha'nın asla çocukları olmadı.Sandı'da Saliha elleriyle büyüttüğü buzağısına "Düğüşüm" dedi.Çocuksuzluğu onu ineğine ve ona ot toplamalara hep onunla vakit geçirmelere itti.İbrahim her ne kadar "Ver köyün inekleri arasına alayım,onlarla birlikte yayayım" dediysede Saliha ineğini asla köyün inekleri arasına katmadı.Koca Kerim iyice yaşlandı torunlarını artık hiç tanıyamaz oldu.Bir kış günü bu dünya'dan göçüp gitti.Akabinde kardeşi Apdülkadir (Hacı) öldü.Sandı'da yaz sıcaklarında oraklarlarla ekinler işlendi,harmanlar öküzlerle döğenler sürülerek kaldırıldı.Bağlar bozuldu pekmezler,bulgurlar kaynatıldı.Güz inimi rüzgarlar ağaçları hışır hışırtatırken sararmış yapraklarda ağaçlardan yerlere dökülüp,ora bura sürüklenirken göçmen kuşlar çoktan sıcak güney illerine göç için yollara çıkmışlardı.,..07/Kasım-2025 Şerafettin Sorkun/Konya'dan Sandı köyü anılarım.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ZAFER YEĞENOĞLU

    Facebook' sayfalarında Kozan'da okuduğum İstiklal İlkokulundan sınıf arkadaşım Zafer Yeğenoğlu'nun yeğenlerinden biri olsa gerek,bir resim paylaşmış.Resmin sol tarafındaki Yeğenoğlu Sokak levhasını sokaktaki taş evlerden birinin duvarının üzerinde görünce duygulandım.O taş ev,bizim Kozan'daki Arslanpaşa mahallesinden İstiklal İlkokulumuza giderken İnkilap İlkokulu sokak girişinin olduğu caddeden geçip,biraz ötedeki Kozan Halk Kahramanı Gizzik Duran efsanesinin evlerinin beri tarafından Zafer'lerin evlerinin önünden yukarılara kadar devam ederek Kozan'ın ana caddesi olan ve bu ana caddenin üstündeki Kozan'ın büyük ulu camisine kadar ilişirdi.İnkilap ilkokulu sokağından bu sokağa girişinizle biraz ilerde bir sokak daha sapardınız,bu sapılan sokakta,bizi sokak bitmeden sınıf arkadaşlarımızdan Faik Öztürk'lerin evlerinide geçtikten sonra İstiklal İlkokulumuzun kapısına getirirdi.Sabahleyin okul kapısından girer zilin çalmasıyla okul önüne dizilir genç y...

KANSER

  KANSER... KANSER... KANSER!!!!!!!!!!!!( Lütfen okuyunuz))) 2018 yılında Amerika ve Japonya’dan iki bilim adamı, “immüno-onkoloji” olarak adlandırılan yeni bir onkoloji tedavi yöntemi için tıpta Nobel Ödülü aldılar. Bu, yakın bir gelecekte korkunç kanser hastalığının, evde nezle gibi tedavi edilebileceği anlamına geliyor! Bu, bir zamanlar tedavi edilemeyen ve bir çok kişinin korkunç acılar içinde ölümüne sebep olan iskorbüt hastalığı gibidir. İskorbüt tedavi edilemiyordu ve her hangi bir ilacı yoktu, ancak daha sonra , bu hastalığa C vitamini eksikliğinin yol açtığı ortaya çıkmıştı. Bugün iskorbüt hastalığına hiç kimse yakalanmıyor. Öyle görünüyor ki, korkunç ve ölümcül bir hastalık olan “kanseri” de aynı kader bekliyor. Bunun nedeni, işlenmiş gıdaların kullanımı ve vitamin eksikliğidir. İnsanların bunu önceden bildiği, fakat kar etme tutkusundan dolayı sessiz kaldığı düşünülünce dehşete kapılmamak mümkün değil. Bugün aldığım bilgiye karşı farklı tutum gösterilebilir, ancak ben sa...

AİLE ORMANLARI

    İmkanları dahilinde Babamın sağlığında devam eden hayatta bazı hususlarda yaptıkları ve yapacaklarını hem anlatımlarında ve hemde eylemlerinde dinlemiş ve görmüşümdür.Onun köy öğretmenliğine ben doğduğum Bozkır Kayacık köyünde çok küçük yaşlardayken şahit oldum.Ben doğmadan evvel Karaman'ın Dağdurayda köyüne ilk ataması olmuş sonra kazamız Bozkır'a bağlı Akkise kasabasına gelinmiş.Ecdatımız bizlerin olmadığı bir neslin evveli olarak ülke topraklarımızda  çalışmışlar,çalışmayı görev anlayışı ve bilincini bir mecburiyet olarak görmüşler bizlere borçsuz harçsız yaşayacağımız güzel bir ülke toprakları bırakmışlardır.Şimdiki nesil bu çalışmaların ürünlerini çok rahat yiyor hemde ağzından burnundan gelesiye kadar yemekte.Umarım ilerdeki kuşak borcuna sadık olurda şimdi yiyen bu kesimin borçlarını itiraz etmeden kapatır yada ülkeyi satıp köleliği seçer.Babam milli eğitimden emekli olduktan sonrada boş durmamış kooperatifler kurmuş,vatandaşları ev sahibi yapmış ve en önemlisi...