Ana içeriğe atla

KAYACIK KÖYÜ ANILARIMDAN


     Yaz bitti uzun geceler başladı.Kafalarında Sıkıntılar,her bir meseleyi düşüncelerinde uzatıp durup,sorun eden kimseler gecenin ortalarında uyanıp,uyku moduna geçemedikleri bu gecelerin adına "Uzun Kış Geceleri"derler.Kış geceleri daha çok yaşlılar için kabustur.Bir beklentileri kalmamıştır gündüzün belirli belirsiz saatlerinde zamansız uykuya dalarlar,bu şekerlemelerle uykuyu aldıklarından gece uykularının kaçmasına ve bu kış geceleri sendromuna yakalanmalarına neden olur.Çocukken bu sendroma yakalanmanız olası değildir.Kendinizce o kadar çok işleriniz vardırki,bunlarla uğraşmaktan yorulup,günün ilk akşamında akşam yemeğinden sonra bir yerlere kıvrılıp uzanıverir sonra sabahın nasıl olduğunun bile farkında olmazsınız.Sabahleyin uyanınca kahvaltıyı bekler,yaparken kafanız sokakta,gözünüz kapıdadır ve acacele kahvaltı biter,hemen sokağa çıkıp arkadaşlarınızı bulmak,oyunlar içindeki gizeme kendinizi kaptırıp,bu alemde günün ve zamanın nasıl geçtiğinin,çok yorulmalarınızın bile farkında olmadan,akşam gözünüz sokakta kalarak eve dönersiniz.Şimdiki çocukların kaçı böyle sokaklarda yoruluyor bilmiyorum ama çoğu erkenden yatmaları geçin televizyonlar kapanasıya kadar uykulara yatmayanlar var ve çoğunluktalar.Kentlerde oyun alanları bizim çocukluğumuzda bulunan geniş alanların olduğu alanlar kadar değil,nerdeyse bazı kazalar ve kasabalar da dahil her kentte yapılar ve binalar topluluğu,yollardan hiç durmamacasına geçen sayıları günden güne artan araçlar kent çocuklarının oyun alanlarını tamamen yok etmiştir.Tüm bunların yanı sıra arkadaşlarıyla özgürce oynamalarından ziyade ailelerinin güdümüne alınmış bir yaşam kıskacındalar.Bu çocuklara acımamak elde değil.Benim çocukluğumda çok küçük yaşlardayken pirim,üstümdeki egemen gücüm,aramızda 2 yaş fark olan,en küçük amcamdı.Ben onun o yaşlarda çok bilmiş aklı doğrultusundaki meydana getirdiği hizmetlerinin emir eriydim.Köydeyken sonbaharda rüzgarların önünde sürüklenip giden sarı yaprakların sürüklendiği gibi bende onun peşine takılır ardı sıra sürüklenir giderdim.Onun bir sapanı varsa o sapan alemlerin en iyi kuş vuran sapanıydı ama bu sapan benim şahit olduğum ve hatırladığım kadarıyla hiç bir kuşu vurmamıştır.Dedemin bize o yaşlarda gütmemiz için teslim ettiği eşektir danadır bu hayvanları bilhassa ekinlerin yemyeşil olduğu İlkbahar zamanlarında ekinlere girmemesi için tarla kıyılarında ve mera teşkil eden yerlerde birlikte güderken bu hayvanlar bizi uyutup ekine dalmışsa o bana hemen emir verir ve bende koşarak o hayvanları oradan çıkarır ondan gelecek emirleri amade bir şekilde beklerdim.En büyük zevklerimizden biriside ekinlerin biraz büyümeleriyle kırmızı gagalı rengarek renkli tarla kuşlarını ekinler arasında sinerek yakalamaya çalışmalarımızdı.Bütün bunlar o günkü dünyamızda şimdiki bol imkanların sunduklarından kat kat daha iyi ve kaliteliydi.Eğerki çocuksanız,kırlarda koşmalı,yerlere düşmeli,dizleriniz yara bere olmalı,üstünüz başınız annenizden dayak yiyecek kadar çamura çapa batmalı,özgürce çocukluğun size tanıdığı tüm hakları doyasıya yaşamalısınız.Amcam her ne kadar benim pirim,emir uygulayıcım,ben onun seferber hazır kıta tetikte bekleyen neferi olsamda bunun çok iyi yanlarıda vardı.Mesala yapılan yaramazlıklarda,olmaması mümkün değil,kendimizce çoğu vardığımız yahut verdiğimiz kararlarda nihayet bir ziyan işler bu ziyanlarda da Dedemden,Ebemden tüm azarları o işitir ben yırtardım.Bu durum beni hakikaten çok rahatlatırdı.Çünkü o benden büyüktü,ben Dedeme Ebeme göre onun sorumluluğundaydım.Bizim,biz çocukları en zor dönemleri güneşin daha az ısıttığı Güz günleridir.Bulunduğumuz konum ve yer itibarıyla Orta Anadolu yazlar sıcak ve kurak geçen bir iklim özelliği taşıdığından güz günlerinin sabahları güneş ufuklardan çıkmadığı zamanlarında bayağı soğuk olduğundan biz çocuklarda soğuklarda üşümelere aldırmadan erkenden dışarı çıkma isteği zırlamalarımızdan bıkan ve uğraşamaz hale gelen ebevynlerimizin sokağa bırakmalarıyla,üşüdüğümüzün bile farkına varmaz çıllık çıllık bağırışlarla bulunduğumuz yerleri inletirdik...Konya'da upuzun kış geceleri başladı.Ziyaretlerine yaşlandığından dolayı sık sık gittiğim Anam bu uzun gecelerden şikayet ediyor,gecelerinin bölündüğü sabahlarının olmadığını söylüyor.Bizler bir şekil ama internettir ama kitap okumadır vakit geçirebiliyoruz,o bunları yapamaz çünkü ne okuması yazması var nede teknolojik alet edavat kullanabilir...01/Kasım-2015 Şerafettin Sorkun/Konya'dan

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ZAFER YEĞENOĞLU

    Facebook' sayfalarında Kozan'da okuduğum İstiklal İlkokulundan sınıf arkadaşım Zafer Yeğenoğlu'nun yeğenlerinden biri olsa gerek,bir resim paylaşmış.Resmin sol tarafındaki Yeğenoğlu Sokak levhasını sokaktaki taş evlerden birinin duvarının üzerinde görünce duygulandım.O taş ev,bizim Kozan'daki Arslanpaşa mahallesinden İstiklal İlkokulumuza giderken İnkilap İlkokulu sokak girişinin olduğu caddeden geçip,biraz ötedeki Kozan Halk Kahramanı Gizzik Duran efsanesinin evlerinin beri tarafından Zafer'lerin evlerinin önünden yukarılara kadar devam ederek Kozan'ın ana caddesi olan ve bu ana caddenin üstündeki Kozan'ın büyük ulu camisine kadar ilişirdi.İnkilap ilkokulu sokağından bu sokağa girişinizle biraz ilerde bir sokak daha sapardınız,bu sapılan sokakta,bizi sokak bitmeden sınıf arkadaşlarımızdan Faik Öztürk'lerin evlerinide geçtikten sonra İstiklal İlkokulumuzun kapısına getirirdi.Sabahleyin okul kapısından girer zilin çalmasıyla okul önüne dizilir genç y...

KANSER

  KANSER... KANSER... KANSER!!!!!!!!!!!!( Lütfen okuyunuz))) 2018 yılında Amerika ve Japonya’dan iki bilim adamı, “immüno-onkoloji” olarak adlandırılan yeni bir onkoloji tedavi yöntemi için tıpta Nobel Ödülü aldılar. Bu, yakın bir gelecekte korkunç kanser hastalığının, evde nezle gibi tedavi edilebileceği anlamına geliyor! Bu, bir zamanlar tedavi edilemeyen ve bir çok kişinin korkunç acılar içinde ölümüne sebep olan iskorbüt hastalığı gibidir. İskorbüt tedavi edilemiyordu ve her hangi bir ilacı yoktu, ancak daha sonra , bu hastalığa C vitamini eksikliğinin yol açtığı ortaya çıkmıştı. Bugün iskorbüt hastalığına hiç kimse yakalanmıyor. Öyle görünüyor ki, korkunç ve ölümcül bir hastalık olan “kanseri” de aynı kader bekliyor. Bunun nedeni, işlenmiş gıdaların kullanımı ve vitamin eksikliğidir. İnsanların bunu önceden bildiği, fakat kar etme tutkusundan dolayı sessiz kaldığı düşünülünce dehşete kapılmamak mümkün değil. Bugün aldığım bilgiye karşı farklı tutum gösterilebilir, ancak ben sa...

AİLE ORMANLARI

    İmkanları dahilinde Babamın sağlığında devam eden hayatta bazı hususlarda yaptıkları ve yapacaklarını hem anlatımlarında ve hemde eylemlerinde dinlemiş ve görmüşümdür.Onun köy öğretmenliğine ben doğduğum Bozkır Kayacık köyünde çok küçük yaşlardayken şahit oldum.Ben doğmadan evvel Karaman'ın Dağdurayda köyüne ilk ataması olmuş sonra kazamız Bozkır'a bağlı Akkise kasabasına gelinmiş.Ecdatımız bizlerin olmadığı bir neslin evveli olarak ülke topraklarımızda  çalışmışlar,çalışmayı görev anlayışı ve bilincini bir mecburiyet olarak görmüşler bizlere borçsuz harçsız yaşayacağımız güzel bir ülke toprakları bırakmışlardır.Şimdiki nesil bu çalışmaların ürünlerini çok rahat yiyor hemde ağzından burnundan gelesiye kadar yemekte.Umarım ilerdeki kuşak borcuna sadık olurda şimdi yiyen bu kesimin borçlarını itiraz etmeden kapatır yada ülkeyi satıp köleliği seçer.Babam milli eğitimden emekli olduktan sonrada boş durmamış kooperatifler kurmuş,vatandaşları ev sahibi yapmış ve en önemlisi...