Ana içeriğe atla

SANDI ANILARDA KALDI-7


      Babanın gidiş ve gelişleri, İbrahim için köyde farklı sayılacak bambaşka günlerin başlaması değildi. Anasının kaybı, ölümüydü farklılığa neden. Bu yokluğa bir türlü alışamıyor, bu sebeplerle anası aklından hiç çıkmayarak, bu kayıp, bu yitmişlikle, geçiyor bir kenara, kimsesizliğin yüreğini yakıp, dağlayan  acısıyla içini çeke çeke ağlıyordu. Baba İbrahim'i köyde bıraktıktan sonra, bir kaç defa daha köye gelmiş, bir kaç gün kalmaları, baba-oğul birbirlerine ısınmalara, alışmalara başlandığı zamanları yaşatmadan, geldiği gibi tekrar gitmeler olmuştu. Bu yüzden gelmelerin ve gitmelerin de, nazarında anlamı kalmamıştı. Artık babasının; ne varlığını var olarak kabül edebiliyor, nede gidişleriyle hiç bir şey ifade etmeyen yokluğunu yadırgayabiliyor, bu oluşatta bir değer yargısı oluşturamıyordu. Belkide küçücük olması onun nasıl ve ne şekil duygular içinde bulunacağı yaş evresi değildi. Anasıydı varı yoğu, nazı edası, sevinci, özlemi. Bir yerlerden çıkıverip geleceği zannıyla ötelerdeki yeni yerleştiği muhtarın evinin oradan, gerçek sahipleri olduğu ama şimdi kimselerin olmadığı evlerinin oraya gidiyor, sadece babası geldiği zamanlarda açılan sessizliğe bürünen yapıya baka kalıyor, anasıyla geçirdiği eski güzel günleri hayal ediyordu. Dip komşuları Saliha'ların evlerine bakıyor, Saliha'nın kapıdan, pencereden görünüvermesini "İbrahim" diye çağırışını, ona seslenmesini istiyordu. Saliha çağırmazsa tutuklaşmış, o eski günlerdeki gibi rahatça onların evleri ve alanlarına gönlünce giremez olmuştu. Bir kaç defa da Saliha'nın anası görüp çağırmış, Saliha'yla birlikte yemek yemişler, çocuk yüreklerinin oyunlara yönlenen zamanlarında birlikte vakit geçirmişlerdi. Artık çağırılmazsa gönlünce kapılarını çalıp gidemez olmuştu. Üzerinde görünmez bir güç baskılar yapıyor onu sinsi ve çekingen bir yapıya büründürüyordu. Eşek muhtarın ahırına götürülmüş, bağlanmıştı.Tek teselliyi, yanına sık sık uğrayıp, onunla bakışmalar, gerekirse, eşeğine sarılıp konuşmalarda buluyordu.Aradan tam 2 yıl geçti. İbrahim 11 yaşına bastı. Baba köye son gelişiyle bir daha dönmedi. Belkide içinde bulunduğu şartlar dönmesine engeldi. O yıllarda her köyde okul yoktu. Okul; Ahırlı kasabasındaydı. Ahırlı köye 7-8 km.ler kadar uzaklıkta olup, bu kadar mesafelerdeki okula köyden hemen hemen hiç bir çocuk, ya gitmiyor, yada gönderilmiyordu. Ahırlı Selçuklular ve Osmanlılar dönemlerinin kültürlerini taşıyan eski bir beldedir. Bir rivayete göre burası Ahu adlı bir beyin idaresi altındadır. Bölge bu kişinin idaresinden dolayı Ahurlu bölgesi olarak ad alır. Zaman içerisinde şive farklılığıyla, söylene söylene Ahırlı'ya dönüşür. Diğer bir rivayete göre ise Selçuklular dönemindeki Bozkır beyinin atlarının bakıldığı ahırlar bölgesi olduğundan, Ahırlı adını almıştır. Muhtarlar o zamanlarda maaşlara bağlı değillerdi, şimdiki muhtarlar gibi devlet onlara maaş ödemiyordu.                                                          Köyde günler geçer ama nasıl geçer, geçen günler neler getirir, neler götürür. İnsan hayatı mevsimler gibidir. Yaşanılan coğrafya insanların kaderleri olarak gözlerini açtıkları topraklardır.Toros dağlarının vaadilerine, bellerine, tepelerine, eteklerine,ovalarına yerleşmiş bu yöre insanları; mevsimlerin ve arazinin gereklerine göre işe, aşa, hayatlarını sürdürebilecekleri imkanlara yönlenirler. Çok nüfus güç demektir, toprağı uğraşlarında, hayvan güdümlerinde, iş bölümü, sürekli çalışmalarla geçen hayatlarında dinlenmelere fırsatlar bulabilmek demektir. İbrahim gezegende anasının ölümüyle bir nohut tanesi kadar yapa yalnız ve tek başınadır. Değil okula gitmeleri, birilerinin yıprandığı, yahut büyüyen kişilerin giyilmeye uygun görülmeyen elbise ve ayakkabılarının, giymesi için layık görülmüş bir hayatın içindedir. Ahırlı'ya okumaya civar köylerdeki maddi imkanları yerinde olan insanların çocukları gidebilmektedir. Okula gitmek İbrahim için çok uzaklardaki, elde edilmesi imkansız düşten başka bir şey değildir..30/Ocak-2025 Şerafettin Sorkun/Konya Sandı köyü anılarımdan.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ZAFER YEĞENOĞLU

    Facebook' sayfalarında Kozan'da okuduğum İstiklal İlkokulundan sınıf arkadaşım Zafer Yeğenoğlu'nun yeğenlerinden biri olsa gerek,bir resim paylaşmış.Resmin sol tarafındaki Yeğenoğlu Sokak levhasını sokaktaki taş evlerden birinin duvarının üzerinde görünce duygulandım.O taş ev,bizim Kozan'daki Arslanpaşa mahallesinden İstiklal İlkokulumuza giderken İnkilap İlkokulu sokak girişinin olduğu caddeden geçip,biraz ötedeki Kozan Halk Kahramanı Gizzik Duran efsanesinin evlerinin beri tarafından Zafer'lerin evlerinin önünden yukarılara kadar devam ederek Kozan'ın ana caddesi olan ve bu ana caddenin üstündeki Kozan'ın büyük ulu camisine kadar ilişirdi.İnkilap ilkokulu sokağından bu sokağa girişinizle biraz ilerde bir sokak daha sapardınız,bu sapılan sokakta,bizi sokak bitmeden sınıf arkadaşlarımızdan Faik Öztürk'lerin evlerinide geçtikten sonra İstiklal İlkokulumuzun kapısına getirirdi.Sabahleyin okul kapısından girer zilin çalmasıyla okul önüne dizilir genç y...

KANSER

  KANSER... KANSER... KANSER!!!!!!!!!!!!( Lütfen okuyunuz))) 2018 yılında Amerika ve Japonya’dan iki bilim adamı, “immüno-onkoloji” olarak adlandırılan yeni bir onkoloji tedavi yöntemi için tıpta Nobel Ödülü aldılar. Bu, yakın bir gelecekte korkunç kanser hastalığının, evde nezle gibi tedavi edilebileceği anlamına geliyor! Bu, bir zamanlar tedavi edilemeyen ve bir çok kişinin korkunç acılar içinde ölümüne sebep olan iskorbüt hastalığı gibidir. İskorbüt tedavi edilemiyordu ve her hangi bir ilacı yoktu, ancak daha sonra , bu hastalığa C vitamini eksikliğinin yol açtığı ortaya çıkmıştı. Bugün iskorbüt hastalığına hiç kimse yakalanmıyor. Öyle görünüyor ki, korkunç ve ölümcül bir hastalık olan “kanseri” de aynı kader bekliyor. Bunun nedeni, işlenmiş gıdaların kullanımı ve vitamin eksikliğidir. İnsanların bunu önceden bildiği, fakat kar etme tutkusundan dolayı sessiz kaldığı düşünülünce dehşete kapılmamak mümkün değil. Bugün aldığım bilgiye karşı farklı tutum gösterilebilir, ancak ben sa...

AİLE ORMANLARI

    İmkanları dahilinde Babamın sağlığında devam eden hayatta bazı hususlarda yaptıkları ve yapacaklarını hem anlatımlarında ve hemde eylemlerinde dinlemiş ve görmüşümdür.Onun köy öğretmenliğine ben doğduğum Bozkır Kayacık köyünde çok küçük yaşlardayken şahit oldum.Ben doğmadan evvel Karaman'ın Dağdurayda köyüne ilk ataması olmuş sonra kazamız Bozkır'a bağlı Akkise kasabasına gelinmiş.Ecdatımız bizlerin olmadığı bir neslin evveli olarak ülke topraklarımızda  çalışmışlar,çalışmayı görev anlayışı ve bilincini bir mecburiyet olarak görmüşler bizlere borçsuz harçsız yaşayacağımız güzel bir ülke toprakları bırakmışlardır.Şimdiki nesil bu çalışmaların ürünlerini çok rahat yiyor hemde ağzından burnundan gelesiye kadar yemekte.Umarım ilerdeki kuşak borcuna sadık olurda şimdi yiyen bu kesimin borçlarını itiraz etmeden kapatır yada ülkeyi satıp köleliği seçer.Babam milli eğitimden emekli olduktan sonrada boş durmamış kooperatifler kurmuş,vatandaşları ev sahibi yapmış ve en önemlisi...