Ana içeriğe atla

SANDI SİLİ BARUT EFE-1




Barut Efe köy insanı huy mizaç karekter yapılarından uzak ve ayrıcaklı,kendine göre takılan ve kimselere uymayan davranışlarıyla işi gücüde ne zaman yapacağı üzerinde belirsizlik ve zamansızlık olan,bu şekil garip davranışlarıyla normal insanlardan daha farklı yapıda olduğu üzerinde,köy insanlarının tekmil tamamında ortak bir kanı oluşturmuştu.Herkes gider mersine o gider tersine misali o onlara,yani köylüye uymuyor,kimseyle birliktelik yapmıyor,yalnız takılıp kendisini,herkeslerin birlikteliklerinden ve kararlarının dışında tutuyordu.Millet yayladan kışlık odunlarını güz aylarında tedarik etmeye giderken,o komşularının hatırı geçenlerden aldığı bir kaç merkeple,kış ortasında taa yaylaya kadar gitmeyip,daha yakın yerlerden kurumuş ağaçlardan bulabildiği odunlardan kışlık yakacağını getirmeye gidiyordu.Kışın karların düşüp,ormana odun getirmeye gitmesiylede,ormancılarla karşılaşma ve yakalanma korkusu çekmiyor,ortamın müsaitliğiyle işlerini rahatça görebiliyordu.Orman suçu en ağır suçlardan biriydi.Bu suçu işlerken yakalanılırsa şahsın,çorun,çocuğun devlet kurumlarından asla yararlanamayacak mahkumiyetlere çarptırıldığı gibi,çok ağır hapis cezalarıda alınabiliniyordu.Kasabaları Ahırlı'daki Ormancı Hüsamettin,yaş ağaç kesene hiç acımıyor,babasının oğlu olsa gözünün yaşına bakmıyor,defterini dürüyordu.Ara ara köy muhtarlarına manyetolu telefonla telefonlar çekip,orman dairesinde"Şef in orman üzerine talimatları var" diye çağırarak,burada toplanan köy muhtarlarına verilen yaş ağaç kesilmemesi üzerine konferansları yapılıyor,onlar giderkende "Gördünüz beyler bir ağacın,bir fidanın ne demek olduğunu" diye,kışlık ağaç ihtiyaçlarını kurumuş ağaçlardan,ayrıca gövdelerinden değilde dalların budanması anlamında,budama şeklinde yapılarak temin etmelerini,ders niteliğinde öneriyordu.Hele hele genç ağaçların kesilmeleri yapılırsa,bu suçu işleyenler;değil ormanda keserken,evlerinde,bahçelerinde,hayvan ahırlarında zula edilip saklanıldığı aramalarla tespit edilirse,mekanlarda bu fidanlara rastlanırsa,suç üstü yapılıp görülen fidan sırıkları,delil ve kanıt olarak değerlendirilerek,kişi ve kişiler hemen kelepçelenip tutuklanarak mahpus edilebiliniyordu.Kasabanın etrafındaki tüm köylerin köy muhtarları,orman idaresi şefinin anattıklarını da kendi köylerinde köylüye anlatıyorlar ormanlar bilinçli ve şuurlu bir iradeyle korumaya alınıyordu.Köylerde bazıları hariç,köylünün aklı selim düşünen çoğunluğu,bunun bilincindeydi.Orman demek servet demek,zenginlik demekti.Birde kış şartlarından ağaçların bazılarının su tutan gövdeleri don yapıyor ve aşırı rüzgarlarda don yapan bu ağaçlar gövdelerinin rüzgarın gücüne karşı koyamadığından ya ortasından kırılıyor yada diplerinden sökülerek yıkılıyordu.Barut efe bu tecrüblere erişmiş biriydi.Daha evvel böyle kış günlerinde elinde tüfek ava çıktığı zaman yıkılmış ağaçlara çok rastlamış.Zaman ve zemin elvermesede,bu şekil odun temin etmeye gitmelerinde asla yüksüz dönmemişti.Hayvanların karların üzerinde yüklerle bata çıka gelmeleri dönüşlerde meşakkatli ve zor olsada,yakacaksız kış demek,donarak ölüm demekti.İki üç kez yakımlık odunu kalmış onlardan sonra sobada yakacağı kalmamıştı.Seçtiği gün ve zaman çok yanlış zamandı ama Barut Efe böyle kar kış günlerinde çok gitmiş,ilk gitmiyordu.Hava şartları ne olursa olsun eve muhakkak ama muhakkak bir kaç günlük odun temin edip,bulup götürecekti.Eşeklerin bu karda yükle çıkamayacaklarını biliyordu.Çok yüklemem diye içinden geçirdiği düşünceleri ve soğuk onu dağa odun getirmeye itiyordu.28/Eylül-2022 Şerafettin Sorkun

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ZAFER YEĞENOĞLU

    Facebook' sayfalarında Kozan'da okuduğum İstiklal İlkokulundan sınıf arkadaşım Zafer Yeğenoğlu'nun yeğenlerinden biri olsa gerek,bir resim paylaşmış.Resmin sol tarafındaki Yeğenoğlu Sokak levhasını sokaktaki taş evlerden birinin duvarının üzerinde görünce duygulandım.O taş ev,bizim Kozan'daki Arslanpaşa mahallesinden İstiklal İlkokulumuza giderken İnkilap İlkokulu sokak girişinin olduğu caddeden geçip,biraz ötedeki Kozan Halk Kahramanı Gizzik Duran efsanesinin evlerinin beri tarafından Zafer'lerin evlerinin önünden yukarılara kadar devam ederek Kozan'ın ana caddesi olan ve bu ana caddenin üstündeki Kozan'ın büyük ulu camisine kadar ilişirdi.İnkilap ilkokulu sokağından bu sokağa girişinizle biraz ilerde bir sokak daha sapardınız,bu sapılan sokakta,bizi sokak bitmeden sınıf arkadaşlarımızdan Faik Öztürk'lerin evlerinide geçtikten sonra İstiklal İlkokulumuzun kapısına getirirdi.Sabahleyin okul kapısından girer zilin çalmasıyla okul önüne dizilir genç y...

KANSER

  KANSER... KANSER... KANSER!!!!!!!!!!!!( Lütfen okuyunuz))) 2018 yılında Amerika ve Japonya’dan iki bilim adamı, “immüno-onkoloji” olarak adlandırılan yeni bir onkoloji tedavi yöntemi için tıpta Nobel Ödülü aldılar. Bu, yakın bir gelecekte korkunç kanser hastalığının, evde nezle gibi tedavi edilebileceği anlamına geliyor! Bu, bir zamanlar tedavi edilemeyen ve bir çok kişinin korkunç acılar içinde ölümüne sebep olan iskorbüt hastalığı gibidir. İskorbüt tedavi edilemiyordu ve her hangi bir ilacı yoktu, ancak daha sonra , bu hastalığa C vitamini eksikliğinin yol açtığı ortaya çıkmıştı. Bugün iskorbüt hastalığına hiç kimse yakalanmıyor. Öyle görünüyor ki, korkunç ve ölümcül bir hastalık olan “kanseri” de aynı kader bekliyor. Bunun nedeni, işlenmiş gıdaların kullanımı ve vitamin eksikliğidir. İnsanların bunu önceden bildiği, fakat kar etme tutkusundan dolayı sessiz kaldığı düşünülünce dehşete kapılmamak mümkün değil. Bugün aldığım bilgiye karşı farklı tutum gösterilebilir, ancak ben sa...

AİLE ORMANLARI

    İmkanları dahilinde Babamın sağlığında devam eden hayatta bazı hususlarda yaptıkları ve yapacaklarını hem anlatımlarında ve hemde eylemlerinde dinlemiş ve görmüşümdür.Onun köy öğretmenliğine ben doğduğum Bozkır Kayacık köyünde çok küçük yaşlardayken şahit oldum.Ben doğmadan evvel Karaman'ın Dağdurayda köyüne ilk ataması olmuş sonra kazamız Bozkır'a bağlı Akkise kasabasına gelinmiş.Ecdatımız bizlerin olmadığı bir neslin evveli olarak ülke topraklarımızda  çalışmışlar,çalışmayı görev anlayışı ve bilincini bir mecburiyet olarak görmüşler bizlere borçsuz harçsız yaşayacağımız güzel bir ülke toprakları bırakmışlardır.Şimdiki nesil bu çalışmaların ürünlerini çok rahat yiyor hemde ağzından burnundan gelesiye kadar yemekte.Umarım ilerdeki kuşak borcuna sadık olurda şimdi yiyen bu kesimin borçlarını itiraz etmeden kapatır yada ülkeyi satıp köleliği seçer.Babam milli eğitimden emekli olduktan sonrada boş durmamış kooperatifler kurmuş,vatandaşları ev sahibi yapmış ve en önemlisi...