Ana içeriğe atla

SANDI'dan SİLİNEN SİLİ-6


     Alıcı kuşlar dolaşıyorsa kanat çırpışlarıyla gökyüzünde,bir yerlere gitmeyip,göze zuhur eden erimlerde fırıl fırıl döner gibi.Aşağılarda onları gören etçil tüm hayvanlar o eksenin altına doğru yol alırlar.Gidişleriyle görürlerki,orada onları bekleyen bir ziyafet vardır.Doğuşla gelişen sürgü'nün,bir deneyim ve tecrübenin oluş ve yol alışlarıyla edinilen tecrübelerdir bunlar.Beslenip büyütülürken anne ve babalarından alırlar ilk bilgileri.Öğrenme,istekler,ilgiler ve açlık ve açlığı yenip ayakta durabilme,yaşamaları için zorunluluklardır.Yer kürenin herhangi bir yerinde nefesler alıp veren hayatlarını sürdüren insanlar doğarlar,büyürler,yaşam seyirlerinde gidişler,ayrılıklar olur.Bu ayrılışlarla gerilerde,bıraktıkları yerlerde özledikleri vardır.İnsan hayatı mevsimler misali değişkendir.Hayat şartları böyle gerektirir.Ama insan sosyal bir varlıktır.Sosyal olması kadarda,kervanlara tacirlerin yükledikleri,bir başka yerlere götürüp ulaştırmak istedikleri yükler çokluğunda duygularla doludur.Bu duyguları içine aşk denilen kavramı sokar.Aşk mevsimlerin değişikliği gibi değişkenlikler yapmaz.Koyu katranların zift kara koyuluklarından daha fazla koyuluklarda sarar sarmalar ve yerleşir insan denen duygu yüklü varlığa.İçinden bir daha bu kavram asla çıkmaz.Aşkın gücü içlere inmiş kor ateşler misali kalplere yerleşmişse alıcı kuşların bir ziyafet için,gökyüzünde ora bura dönüşleri ve oradan hiç gitmeyişleri gibi gidemezsiniz,aşkı içinize dert eden,sarıp sarmalayıp dürerek kalbinize yerleştiren sevdanızdan vazgeçemezsiniz.Bir mecburiyet olup ayrı düşmüş oralardan,ayrılıp gitmiş uzaklaşmışsanız her fırsatta ona koşup ona geri döneceğiniz muhakkaktır.Yokluklarda ayrılmaz sarılınır hayallere,ayrılınmaz sevişilir özlemlerle.Ne zamanki,ne zamanki bir dönüş ve bu dönüşle içinizdeki bahar canlanışı ve yeşermesi olacaktır farkındalıksızlıklarla meydana gelip dışa vurulan sevinçlerinizin...Sili gidiyordu karlar üzerinde.Dert ve özlemlerin çokluğu ve bunların koyuların koyusuna sarmış şiddetinin kor ateşe dönüşüp yangınlara dönen yüksekliğiyle,Devre'ye olan sevdasının peşi sıra yükseklerdeki Sandı yaylasına doğru gidiyordu.Gözünde tepeler ve tepelerin orada bulacağı sevdası vardı.İçine sıkıntılar düşüren,kaldığı odayı hapishaneye çeviren,ot yataklarda yatırmayan uzaklarda taa ötelerde Sandı yaylasındaydı sevdası.Soğa gölü ve Toros dağları üzerinden gelen bir esinti ve bu esintinin meydana getirdiği tipiye dönüşmeyen bir serinlik vardı ve yüzüne yüzüne çarpıyordu rüzgar.Kar,fırtına,tipi olsa ne çıkardı,hiç bir şey gözüne görünmüyor ve umuru da değildi.Yukarılardan taa Seydişehir Bozkır şose yolunun üstlerinde Öz köyü tarafından Bozkır/Karacaardıç köyünün yüksek tepelerinden yağışların aşağılara inip bir yatağa çevirip ve bu yataktan Soğla gölüne dökülen ırmağın üzerindeki köprüye kadar gelmişti.Sandı,Kayacık,Çiftlik,Erdoğan ve Öz köylüleri hepten bu dereye ırmak diyorlardı.Bu ırmak kenarında sürüleriyle çok vakitler geçirmişti.Irmak üzerindeki köprüyü geçti Kayacık köyü sol yanında,Çiftlik köyü ise göl tarafında,sağ yanında kalıyordu.Köylerdeki evlerden hiç birinde bir tek ışık bile gözüne zuhur etmedi.Çiftlik köyü koruluğunu geçecek ondan sonra Toros dağlarına doğru sarmaya,dağları çıkmaya başlayacaktı.Yolları gele gide,hayvan sürüleri indire çıkara çok iyi öğrenmişti...Toros dağlarının bu heybetli uzun upuzun sıralamasında ayı,kurt,çakal,domuz ve tilki gibi hayvanlar bu dağları kendilerine yurt yuva edinip,buraları ıssızlıklarından dolayı yaşam alanı belirlemişlerdi.Bahar aylarının dışında buralarda bu yabanıl hayvanların haricinde ıssızlık hakimdi.Kurtlar yiyecek bulamadıkları ve çok aç kadıkları zamanlar civarlardaki köylere kadar inerler,uygun gördükleri hayvan ağıllarına sadırırlar,hayvanları telef ederlerdi.Yaşamak kış soğuklarından korunmak için avlanmak ve yemek zorundaydılar.Yemeyen beslenemeyen hayvan soğuk kış şartlarına dayanamaz ölür gider yok olurdu.Kendi bölgelerinde yiyecek bulamazlarsa diğer bölgelerede inerler,başka kurt sürülerine ait bu bölgelerde kaçak avlanmaya çalışırlardı.Bu kaçak avlanmaları farkedilirse ve nispetende fark edilirdi.Bu tür teşebbüslerde sonuçları ölümle biten sürü savaşları,çatışmaları yaşanırdı.Sürülere liderlik eden baskın kurt bunları çok iyi bilir,sürüsünü bu tür çatışmalardan uzak tutmaya çalışır zorunlu olmadıkça diğer kurtların bölgelerine liderliğini yaptığı baranasını sokmazdı.Geçmiş deneyimleri ona bu bilgileri öğretmişti.Açlık alışılmış tüm ezberleri bozup yapmak istemedikleri tutum ve davranışlara itebilirdi...Sili karlarda bata çıka yol alırken uzaklardan kurt ulumaları geliyordu. Yalıhüyük köyünün Gölcük yaylası taraflarından Kayacık köyü ve Çiftlik köyleri yaylalarına kadar olan bölgeler tamamıyla yağış alanı kapsamında,gökten hiç durmaz inen dere,tepe,dağ,ormanlardaki ağaçlar karlarla örtülmüştü.Bu yağışlar evden ilk çıktığı sıralarda vücut ısısının etkisini dışarıda uzun kalmasıyla yitirtmiş üşümeye başlamıştı.Kainat karlarla kaplanmış sanki uçsuz hiç bitmez bembeyaz bir boşluk gidilmelerle biteceği olmayan bir sonsuzluk gibi görünüyor ve bu görüntülerde umutsuzluklara düşmelerine neden oluyordu.Bir yer arıyordu gözleriyle ve gözlerine ilişen bir kuytu yok gibiydi.Geldiği taraflara dönüp baktı dönesi tuttu.Yağan karlar ve yumaşaklıktan sertliğe dönen rüzgar görüş alanını yitirtmiş,içine bir korku salmıştı.Kanadı kırık kuşların kırık kanatla uçmaya çalışır hallerini andırıyor,karlar üzerinde uçsuz bucaksız beyazlıklarda zorluklarla yürümelere çalışıyordu.Avcıların tazılarla peşlerine düşüp kovaladıkları yaralı ceylanlar gibi ürkmüş ve korkmuş vaziyetteydi,karlar üzerinde Sandı yaylasına yürüdüğü sanrısıyla bata çıka yol alırken,buralar sürüler sürdüğüm yayla yolları değil diye içinden geçirdi.Yayla yollarıydı aslında,süregelip yağan karlar değişik bir şekle soktuğu bölgeyi tanınmaz kılmış,daha evvel gelipte bildiği yerler bu sanrıyla umularını hiçleştirmişti.Ayaklarını hissetmez oldu.Karlarda bata çıka yürüyor ama soğuktan üşüyor,titriyor sığınabilecek bir yer arıyordu.Zorluklarla geçen yaşamında çok acılar duymuş,manevi yokluklar çekmiş ama asla ağlamamıştı.İlk kez burada bu yerde çaresizlikten içi burkuldu,gözyaşlarını tutamayarak ağlamaya başladı.Üşüyordu Çoban Sili çok üşüyordu.Gece silinmiş gitmiş gündüze çalmış,soluk gri bir gökyüzü,zemin bembeyaz karlarla kaplı,evren tümden hep aynı beyaz bembeyaz görsel.Bu uçsuz bucaksız kar görselleri nihayetlenecek bir çıkışı göstermiyor,bu gösterilmeyiş çaresizliği,çaresizlik korkuyu tetikliyor,korktukça dizlerinde yürüyecek güç kalmıyordu.Uzaklardan bir baykuş öttü,tepelerde alıcı kuşlar vardı.Sili bunları,bu uçuşları görmüyordu.Sığınacak bir yer,kendisini yağışlardan ve soğuktan koruyacak bir kovuk arıyordu.Bir büyük kütlenin kar tutmaz görseli gözlerine ilişti.7/Haziran-2022 Şerafettin Sorkun/Konya dan

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ZAFER YEĞENOĞLU

    Facebook' sayfalarında Kozan'da okuduğum İstiklal İlkokulundan sınıf arkadaşım Zafer Yeğenoğlu'nun yeğenlerinden biri olsa gerek,bir resim paylaşmış.Resmin sol tarafındaki Yeğenoğlu Sokak levhasını sokaktaki taş evlerden birinin duvarının üzerinde görünce duygulandım.O taş ev,bizim Kozan'daki Arslanpaşa mahallesinden İstiklal İlkokulumuza giderken İnkilap İlkokulu sokak girişinin olduğu caddeden geçip,biraz ötedeki Kozan Halk Kahramanı Gizzik Duran efsanesinin evlerinin beri tarafından Zafer'lerin evlerinin önünden yukarılara kadar devam ederek Kozan'ın ana caddesi olan ve bu ana caddenin üstündeki Kozan'ın büyük ulu camisine kadar ilişirdi.İnkilap ilkokulu sokağından bu sokağa girişinizle biraz ilerde bir sokak daha sapardınız,bu sapılan sokakta,bizi sokak bitmeden sınıf arkadaşlarımızdan Faik Öztürk'lerin evlerinide geçtikten sonra İstiklal İlkokulumuzun kapısına getirirdi.Sabahleyin okul kapısından girer zilin çalmasıyla okul önüne dizilir genç y...

KANSER

  KANSER... KANSER... KANSER!!!!!!!!!!!!( Lütfen okuyunuz))) 2018 yılında Amerika ve Japonya’dan iki bilim adamı, “immüno-onkoloji” olarak adlandırılan yeni bir onkoloji tedavi yöntemi için tıpta Nobel Ödülü aldılar. Bu, yakın bir gelecekte korkunç kanser hastalığının, evde nezle gibi tedavi edilebileceği anlamına geliyor! Bu, bir zamanlar tedavi edilemeyen ve bir çok kişinin korkunç acılar içinde ölümüne sebep olan iskorbüt hastalığı gibidir. İskorbüt tedavi edilemiyordu ve her hangi bir ilacı yoktu, ancak daha sonra , bu hastalığa C vitamini eksikliğinin yol açtığı ortaya çıkmıştı. Bugün iskorbüt hastalığına hiç kimse yakalanmıyor. Öyle görünüyor ki, korkunç ve ölümcül bir hastalık olan “kanseri” de aynı kader bekliyor. Bunun nedeni, işlenmiş gıdaların kullanımı ve vitamin eksikliğidir. İnsanların bunu önceden bildiği, fakat kar etme tutkusundan dolayı sessiz kaldığı düşünülünce dehşete kapılmamak mümkün değil. Bugün aldığım bilgiye karşı farklı tutum gösterilebilir, ancak ben sa...

AİLE ORMANLARI

    İmkanları dahilinde Babamın sağlığında devam eden hayatta bazı hususlarda yaptıkları ve yapacaklarını hem anlatımlarında ve hemde eylemlerinde dinlemiş ve görmüşümdür.Onun köy öğretmenliğine ben doğduğum Bozkır Kayacık köyünde çok küçük yaşlardayken şahit oldum.Ben doğmadan evvel Karaman'ın Dağdurayda köyüne ilk ataması olmuş sonra kazamız Bozkır'a bağlı Akkise kasabasına gelinmiş.Ecdatımız bizlerin olmadığı bir neslin evveli olarak ülke topraklarımızda  çalışmışlar,çalışmayı görev anlayışı ve bilincini bir mecburiyet olarak görmüşler bizlere borçsuz harçsız yaşayacağımız güzel bir ülke toprakları bırakmışlardır.Şimdiki nesil bu çalışmaların ürünlerini çok rahat yiyor hemde ağzından burnundan gelesiye kadar yemekte.Umarım ilerdeki kuşak borcuna sadık olurda şimdi yiyen bu kesimin borçlarını itiraz etmeden kapatır yada ülkeyi satıp köleliği seçer.Babam milli eğitimden emekli olduktan sonrada boş durmamış kooperatifler kurmuş,vatandaşları ev sahibi yapmış ve en önemlisi...