Ana içeriğe atla

MEVSİM YAZ'sa


Yaşamak için çok sebeplerim var.Bu sebepler sevgilerle dolu dolu olmamı,hep böyle bulunmamı zorunlu olarak bana "Yap yılma olumsuzluklara mağlüp olma dercesine" gerektirmektedir.İşte ihtişamlı,büyüleyici güzellikleriyle Bahar bizlerden atlayıp gitmek üzere,Yaz başlamakta usuldan hafiften gündüzleri geçerek,geceleri katlayıp bitirerek hayatlarımızdan.İnsanlar olarak değişken varlıklarız.Ben mevsimlere benzediğimizi düşünüyorum.Mevsimlerin
soğuklukları,fırtınaları,karları,tipileri suratlarımızı gerer,yaz sıcakları içlerimizi açar karşılaşılan eş ve dostlarla pozitvizm yaymalarımıza nedendir.Yeşillerle gelen Bahar görüntüleri şairliklerimizi ve sanatsal yapılarımızın ortalara çıkmalarına hep birer etken ve sebeplerdir.Yağmurların yağışları göz yaşlarımızı döküşlerimize benzemezmi,Kış soğukları,ayazları getiren rüzgarlar,öfkelerimizle suratlarımızın düşüp kararmaları değilmi?.Dört mevsimi canlılar olarak bizlerde bütünlüğümüzle tamamen yaşamakta hissetmekte ve uygulamaktayız.Yaz ayları herkeslere gülücükler dağıttığımız Güneş sıcaklığındaki vücut akışkanlıklarımız ve her türlü rahatlamalarımızdır.Virüslü günlerden sonra serbest bırakılmamız,seyahat özgürlüklerimize müsadeler edilmesi fırsatıyla "Haydi şaşkın şaşkın durma daha ne bekliyorsun" diyerek dürtülerimle harakete geçip,apar topar hazırlanıp Konya'dan yola çıkarak en mutluluk duyduğum Güney'e yazlığa Anamur'a gidiyorum.Karaman'la Konya arası düzlükler ve tarlaların teşkil ettiği ovalardır.Yemyeşil ve koskoca bir yorgan görüntüsündeki bu manzara sevmelere hayır diyemeyeceğiniz güzelllikte göz zevkinize yansıyor ve haz alıyorsunuz.Çiftçi ekmiş tarlaları gökyüzünden yağmurlar beklemekte.Bu ekili alanlar aralarında gözlere zuhur eden kırmızı kırmızı gelincik çiçekleri hayatınızda görebildiğiniz en güzel doğa tablosu olarak görselinize yansıyor ve size bu yansıyış huzur veriyor. Torosları Mersin/Mut'a inerken kıvrım kıvrım yollarından geçerek ve ara arada yol kenarlarında durup seyir hapsime alıyorum.Yollar fazla işgal edilmemiş tek tük araba geçişleri var.Aşağılarda Göksu boz bulanık akmakta.Belliki yağmurlar tepelerden sürükleyip indirdiği toprakarla rengini kırmızıya dönüştürmüştür.Bu yeşilliklere,dağların görkemlerine bakıp içimden tepelerine çıkasım tutuyor.Başka zaman diyorum her geliş geçişlerimde,bir başka seferlere bırakıyorum.Yol kenarlarında yerlerini gele gide bildiğim çeşmeler var.Oralarda durup oluklarından doyası sular içiyor ve çocukluğumun geçtiği yaylaları düşünüyor bu yaylaların oluklarını anımsamadan edemiyorum.Her zaman derimya insanın bir yanı şiiir bir yanı yazılmamış roman olmalı.Bu romanlar ve şiirler an an yeni başlardan ulamalar yapılarak yazılmalı yazılmalı hiç durmamacasına yazılmalı.Buralarda bile doğanın tamamlayıcıları olan kuşlar dolu.Sulak yerler içitleri,ağaçlıklar sığınacak kovukları olmuş eşleriyle sevda ötüşleri yapıp nesillerinin devamları olan yeni yavrular türetecek ve üretecekler.Doğada aşk var,his var,güzelliklere akıp giden tamamlayıcılıklar var.Mut beldemiz ülkemize zeytin ve zeytin yağları,kayısı ve incirleri aklınıza gelebilecek her türden tarım ürünlerine kadar katkıları olan bir belde.Çalışkan sıcakkanlı insanları her daim durup bir yerlerde o değilden hal hatır sorup sohbet etseniz işleri ve güçleri olmasına rağmen sabırla ve zevk alarak sizinle vakit geçirecek kadarda zamanlarını cömertçe size harcayabilirler.Yurdumun her bölgesinin insan yapıları ayrı bir güzellikte ve değerdedir ama Akdeniz insanımız daha farklı ve başka bir güzelliktedir.Sertavul'dan inerken sol taraftaki çamlar yerlerini sağ taraflardaki zeytinliklere bırakıyorlar.Aklınıza çeşit çeşit düşünceler geliyor.Her yaz gelişinde ama yıldırımlar ama duyarsız vatandaşların arabalardan attıkları sigara izmaritleriyle muhakkak ama muhakkak ormanlarımız yakıma uğrayıp adına orman yangınları denilen bu felaketleri esasında ortadan kaldırabiliriz..Nasılmı?Nasılmı sorusuna bir soru sorarak cevap vereyim.Siz hiç kendiniz bile bile sökmeyip,kıyım yapmadıkça bir zeytinlik yandığını duydunuzmu?Ben ne duydum,ne görerek tanıklık yaptım.Öyleyse biz neden bu dağları taşları zeytinliklere çevirip ülkemizi hem ekonomik hemde oksijen açısından yararlar sağlayacak zeytin orman alanlarına dönüştürmüyoruz?Aman durun galiba siyaset yapıyorum.Son günlerde artık siyasetle ilgili en ufak bir eleştiri ve tenkit yapmayacağım hususunda kendi kendime karar almış vaziyetteyim.Evet oluklardan sular içip,kuş sesleri dinleyip,dağların yeşil görsellerini izleyerekten Mut'un içinden geçiyorum.Sağımda solumda kayısı bahçeleri gözlerime ilişmekte.18/Haziran-2020 tarihi ve kayısı bahçelerinde kayısılar hepten toplanmış.Aşağıda Gülnar/Anamur yol ayrımı kenarında Mut'un kayısı pazarı var.Oralardan kasayla kayısı alabilirsiniz.Ben buralarda durmadan Göksu çayının akıp giderek geçtiği köprüye doğru bu mevzu ettiğim yol ayrımından saparak hareket ediyorum.Önümde göz seyrime alabildiğince yemyeşil kayısı ağaçları tek tük açık tarla görünümündeki yerlerde ise vatandaşın her türden ekip diktiği sebze vs.ler yansımakta.Aklıma çok daha evvelleri develeriyle,davarlarıyla bu yollarda dizi dizi seyir halinde giden develerinin üzerine yükledikleri kıl çadırlarıyla göçer konar yörükler geliyor.Onlar bir kaç seneler evvellerine kadar buralardan gelip geçtiler.Son yörüklerde artık ya çok yaşlandılar kalan çok az ve belkide hayatta yoklar.Teknoloji düşünülecek olursa çok büyük dişleri olan bir öğütücü.Zaman bütün değerleri yok edip adına çağ denilen yeni gelişmelere doğru yönleniyor.Bunu engellemeyede kimselerin güçleri yetmiyor.Gülnar tarafı yeşillikleriyle kıvrımlarıyla rampa çıkacağım yollar ve ben bu kıvrımları seviyorum.Genelinde sık sık duruyor bu gezemediğim doğayı seyreyleyerek tabiat tutkumu ve özlemimi gideriyorum.Akdeniz ve Toroslar bende bir tutku,tutkudanda öte içimde yanıp duran hiç sönmeyen kapkara bir sevda.20/Haziran-2020 Şerafettin Sorkun/Anamur'dan


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ZAFER YEĞENOĞLU

    Facebook' sayfalarında Kozan'da okuduğum İstiklal İlkokulundan sınıf arkadaşım Zafer Yeğenoğlu'nun yeğenlerinden biri olsa gerek,bir resim paylaşmış.Resmin sol tarafındaki Yeğenoğlu Sokak levhasını sokaktaki taş evlerden birinin duvarının üzerinde görünce duygulandım.O taş ev,bizim Kozan'daki Arslanpaşa mahallesinden İstiklal İlkokulumuza giderken İnkilap İlkokulu sokak girişinin olduğu caddeden geçip,biraz ötedeki Kozan Halk Kahramanı Gizzik Duran efsanesinin evlerinin beri tarafından Zafer'lerin evlerinin önünden yukarılara kadar devam ederek Kozan'ın ana caddesi olan ve bu ana caddenin üstündeki Kozan'ın büyük ulu camisine kadar ilişirdi.İnkilap ilkokulu sokağından bu sokağa girişinizle biraz ilerde bir sokak daha sapardınız,bu sapılan sokakta,bizi sokak bitmeden sınıf arkadaşlarımızdan Faik Öztürk'lerin evlerinide geçtikten sonra İstiklal İlkokulumuzun kapısına getirirdi.Sabahleyin okul kapısından girer zilin çalmasıyla okul önüne dizilir genç y...

KANSER

  KANSER... KANSER... KANSER!!!!!!!!!!!!( Lütfen okuyunuz))) 2018 yılında Amerika ve Japonya’dan iki bilim adamı, “immüno-onkoloji” olarak adlandırılan yeni bir onkoloji tedavi yöntemi için tıpta Nobel Ödülü aldılar. Bu, yakın bir gelecekte korkunç kanser hastalığının, evde nezle gibi tedavi edilebileceği anlamına geliyor! Bu, bir zamanlar tedavi edilemeyen ve bir çok kişinin korkunç acılar içinde ölümüne sebep olan iskorbüt hastalığı gibidir. İskorbüt tedavi edilemiyordu ve her hangi bir ilacı yoktu, ancak daha sonra , bu hastalığa C vitamini eksikliğinin yol açtığı ortaya çıkmıştı. Bugün iskorbüt hastalığına hiç kimse yakalanmıyor. Öyle görünüyor ki, korkunç ve ölümcül bir hastalık olan “kanseri” de aynı kader bekliyor. Bunun nedeni, işlenmiş gıdaların kullanımı ve vitamin eksikliğidir. İnsanların bunu önceden bildiği, fakat kar etme tutkusundan dolayı sessiz kaldığı düşünülünce dehşete kapılmamak mümkün değil. Bugün aldığım bilgiye karşı farklı tutum gösterilebilir, ancak ben sa...

AİLE ORMANLARI

    İmkanları dahilinde Babamın sağlığında devam eden hayatta bazı hususlarda yaptıkları ve yapacaklarını hem anlatımlarında ve hemde eylemlerinde dinlemiş ve görmüşümdür.Onun köy öğretmenliğine ben doğduğum Bozkır Kayacık köyünde çok küçük yaşlardayken şahit oldum.Ben doğmadan evvel Karaman'ın Dağdurayda köyüne ilk ataması olmuş sonra kazamız Bozkır'a bağlı Akkise kasabasına gelinmiş.Ecdatımız bizlerin olmadığı bir neslin evveli olarak ülke topraklarımızda  çalışmışlar,çalışmayı görev anlayışı ve bilincini bir mecburiyet olarak görmüşler bizlere borçsuz harçsız yaşayacağımız güzel bir ülke toprakları bırakmışlardır.Şimdiki nesil bu çalışmaların ürünlerini çok rahat yiyor hemde ağzından burnundan gelesiye kadar yemekte.Umarım ilerdeki kuşak borcuna sadık olurda şimdi yiyen bu kesimin borçlarını itiraz etmeden kapatır yada ülkeyi satıp köleliği seçer.Babam milli eğitimden emekli olduktan sonrada boş durmamış kooperatifler kurmuş,vatandaşları ev sahibi yapmış ve en önemlisi...