Ana içeriğe atla

YAŞAYACAĞIM YER BURASI TAM TAMINA ÜSTÜNDEYİM

          


     Bazı bazı boş sokaklarda yürürsünüz.Farklı duygular taşıdığınız ruh hali depreşiklikleridir sizi sokaklara iten.Kendinizce sevinç ve neşeleri yaşadığınız ortamların çok az olduğunu düşünürsünüz.Efkarınız tutar içli türküler,şarkılar dinlemeye yönelirsiniz.Müzik gerilerde kayıplarınızı aklınıza getirir.Hüzün çöker dağ başını kar tipiyle boranlar sarmış misali.Garipliğinize,kaybettiklerinizle kimsesizliğinize ve en kötüsü yapayalnızlığınıza ah üstüne ahların çoğaltılıp hüzünlerin yükletildiği sarmallarıdır bunlar?.Nasıl değerlendirirseniz,ne şekil sokmalara sokarsanız sokun, yokluklarla, katarları uzun tren vagonları görselinde, sıra sıra sarmalayan hüzünlerin odağında olduğunuzu sanarsınız."Hep banamı bu?" diye isyankarlıklarınız,sitemkarlıklarınız olabilir.Bence boş geçin, herkeslerde 3 aşağı 5 yukarı yaşam aynıdır, kimsenin kimselerden hiç farkı yoktur.Kaderden kaçılmaz,bütün taşlar oturur yerli yerine.Akşam aynı akşamdır günün doğuşu hiç değişmez, batışı, akşama  dönüşü aynı.Başkalarının yaşam biçimlerine asla imrenmeler duymayın, kendi yalın yaşamınızı sevin.Ben doğduğumdan bu günlere kadar kendimle barışık, olumsuz gelişmelerde pişmanlıklar hiç duymayan, bulunduğu yerleri ve konumunu seven bir dünya insanıyım.Ona, şuna, buna, bir başkasına ihtiyacım, insanca sürdürülmesi gereken sosyal münasebetlerin gerekli olduğu inancımdan dolayıdır.Nihayetinde insanız güler yüze, sevgiye, konuşmaya, gülmeye bazı ortak değerleri paylaşımlara dönüştürmeye, bir birlerimize itibarlar etmelere, önemler vermelere ihtiyaçlarımız vardır.Dünya'da bilerekmi, yoksa doğa tarafındanmı, her ne şekil çıktı ise!! ben bilerek çıkarıldığı düşüncelerindeyim.Çok tehlikeli bir virüs var.Günler geçiyor bu virüs hiç kaybolmadan, şekiller değiştirerek yaşamını sürdürürken, her ülkeden sayısız canlar alıyor.2020 Mayıs'tan bu yana Anamur'da yazlıktayım.Bir çok eşin, dostun, arkadaşımın bu virüsle bu dünya'dan göçüp gittikleri haberlerin aldım ve çok üzüldüm.Konya'da kapalı kalıp, evden çıkmayacaksam, mevsim geçmesine rağmen niye Konya'ya döneyim?. Burada Anamur'da kalıp, serbestliklerin içinde olayım düşünceleriyle, bu sene Konya'ya dönmeme Anamur'da kalma kararı aldım.Her gün farklı farklı günlerim geçmesine rağmen, bu günlerin içinde şartlanmışlıklar yapmıyor, gelişmeleri oluruna bırakıyorum.Görsel medyamı, yazılı basın neşriyatları yani gazetelermi? sanki bir zihniyetin emir eri oldukları düşünceleri ağır bastığından, elimden geldiği kadar, sinir bozucu olduğunu düşündüğü insan yaşamını işgal edicilere fazla bulaşmamaya çalışıyorum.Ben köydeyken o yıllarda şu vardı, bu vardı, o zamanlar tanımazken, dağlarımda,tarlalarımda,yaylalarımda çok mutluyken şimdi tanımamla olumsuz haberlerine takılıp, moralim bozulacağına, duyarsız kalıp, köydeki gibi hiç bir şeylerden habersiz, mutlu bir yaşamı sürdürmeye çalışıyorum.Politikacılarmı?onların hepsini Allah kahretsin,Bir seçim sistemi getirmişler,vatandaşın kıtmır işine yaramayan bu seçim sistemiyle kendi egolarından başka düşündükleri bir şey yok ve hepsi bir birlerinin şak şakcılıklarını yapıyorlar.Sadece biri değil, hepsi sahtekar ve yalancı.Onlara inanan, peşlerinden sürüklenen gariban halkın lokmasını, giyeceği urbasını, ayağındaki ayakkabısını, boğazından geçireceği lokmasını çalıyorlar, yani hepsi sülük.Bu sevdiğim kentte yani Anamur'da yeşilin içinde mavilerin ortasında, beyaz bulutların altında, pırıl pırıl elmas görünümündeki kumların üstündeyim.Gün batımlarında sessizliği sever, güneşin ufuklarından batımına kadar, kıyıda dalga kıranlarda, taşlar üzerine oturur, ruhumu dinlentiye alırım.Bu dinlentileri yaparken, hayat hiç durmaz yol alır, mesafeleri kateder, gider.Her mevsim gelir geçerde, boş yerlere geçiş yapıyorum olgusunda değildir gelip geçen bu güzel günler.Akdeniz akşamlarımın bu gün batımlarında sahilde olmak gibisi yoktur.Dalgaların kıyılara vuruşunun seslerini duyar, denizi gece bile bir başka seversiniz.Böyle,bu şekil akşamlarda, kendimce çok öenm verdiğim unutulmaz tariflediği anlarda, benim gibi kıyı aşkınız varsa, kıyılara vuran dalga seslerinden içinizdeki müziği keşfeder, bunu dışa, geceye yansıtırsınız.Gündüzleri sular kıyılardaki kumlar üzerinde parlaklık vererek yansırlar,dalga akışlarıyla geri denize akar karışırlar.İçimde her dalga vuruşlarda taverna müziklerini andırır sazlar çalar.Çocukluğumda bir giz gibi içimde tuttuğum sevdalarımı deniz; "Sana bir sürpriz yapıyorum" dercesine dalga sesleriyle kulaklarıma fısıldar.Kıyılar yalnız değil, orada muhakkak benim gibi, mevsimi olmamasına rağmen; gülüşen,koşan,oturan,denize taş atan deniz sevdalısı insanlar var.Sözleşmiş gibi bu deniz sevdalıları burada ve Dünya bana göründüğü gibi bu  insanlara da aynı yansımalarda galiba.Ben böyle yalnız olmaları seviyorum.Bazı bazı gökyüzünün mavilikleri kış olmasına rağmen beyaz bulutlarla bezenir.Her bulutu bir görsele dönüştürür,onlardan kendimce resimlere benzetmeler yaparım.Bulutlar rüzgar esişlerine göre seyir halinde gökyüzünde el ele tutuşmuş sevdalıların bir birlerinden ayrılmayışları gibi, parça parça, bir arada, yavaş yavaş hareket ediyorlar.Yükseklerde çok yükseklerde, neredeyse bulutlara varan yüksekliklerde, hangi cins olduklarını çıkaramadığım kuşların yalnız tek tük uçuşları gözlerime ilişmekte.Kıyıya yakın bir yerde gözüme fazla yüksek olmayan konumdan uçuş yapan,uçarken denizi seyredişini bulunduğum yerden görebildiğim bir martı yol almakta.O balıkları avlamayı ve hele hele bir balıkçının ona bedava ikram edeceği balıkları yemeyi çok sever.Bu yüzden balıkçı teknelerinin peşi sıra takibinden gider.Önüne bir kayık dolusu balık koysanız doydum demez.Bir kayık dolusu balığı yer bitirirde,daha yokmu der.Şiirlerde şairler söylevlerine şiir anlam bulsun martıları çok katarlar.Bazı kuşların yeryüzünün en acımasız katilleri olduğunu günümüzün şu yüzyılında belgesel proğramlarından evlerimizdeki televizyonlarımızdan çok izlemişizdir.Kartalların nehir kenarlarındaki yaban ördeklerini ve yaban kazlarını ama havada ama suda sivri pençeleriyle yakalayıp, keskin gagalarıyla canlı canlı parçalara ayırıp yediklerini kaç kez görüp, bu avlanan kuşlara acımalar hissetmişizdir.Bu şekilde acımasız kuş türü  olduğu gibi bazı türler vardır ne seslerini dinlemeye doyabilir, nede görünümlerini saatlerce seyreylemekten kendinizi alabilirsiniz.Baharda onların cıvıldaşarak bir birlerine ağaçlarda kur yapışlarını ve bu kurları yaparlarken güzel sesleriyle ötüşlerini duyarsınız.Bulunduğunuz yerden bu sesi dinlemek adına kalkmaz, çakılı kalırsınız.Bu kenti seviyorum.Sıra şeklinde uzanıp giden Toros dağları, yağmurların düşmesi ve daha yükseklerdeki sıra dağlarına, kışın yağan karlarıyla, onların baharla birlikte erimesiyle koyaklarından gümbür gümbür akan şelaleriyle kente gerçektende hayat veriyor.Anamur dağların eteklerinde kurulu ve yazlıklarıyla kıyıya doğru uzanır gider.Bu coğrafyada yaşıyorsanız, "Oh bu kentte yaşayan şanslı bireylerden biriyim" diyebileceğiniz kadar etkileyici.Bu kentte olmak,bu kentte yaşayıp ömür sürdürmek beni mutlu ediyor.                                         İstanbul'da Bostancı sahillerinde gezer ve Büyük Adayı dolaşırken, Bostancı sahil kenarında kıyıdaki kayaların üzerinde gözlerinize çarpan hayvan severlerin yaptıkları kedi evleri ve bazı kadınların kedilere abartılı sevgileriyle, kedilerin bu ilgilerle nazlı ve kibir abidesi görselleri kedi mutluluğu yansımaları olarak gözlerime zuhur edince, bu kentin kedi ve köpekleri çok şanslı demiş oralardaki kedilerin köpeklerin Dünya'nın en rahat,en mutlu hayvanları olduğunu düşünmüştüm.fakat bu uzun kalışımla Anamur'da gördüğüm hayvan yansımaları ve buradaki insanların da İstanbul'daki insanlar gibi gözlerime yansır ilgi ve alakaları görünce buradaki hayvanların İstanbul'dakilerden daha mutlu olduğu kanısına vardım.Köyden kentlere iş aş için göç ederek büyük nüfus yoğunluğu teşkil eden insan yapıları, köylerindeyken hayvanlarıyla paylaşılan bir yaşamın içindeydiler.Toprakları bu hayvanlarla sürülür,süt ve süt ürünlerini hayvanlardan sağlarlar,yumurtalarını,etlerini bu hayvanlardan temin ederler,sürülerini yine köpeklere muhafaza ettirirler, fare ve diğer türlü haşare ve zararlılardan da şimdi sokaklarda başı boş olan kedilerden yararlanırlardı.Onların varlıklarıyla rahat olurlarke, kentlerde bu hayvanların hayatlarında olmamasıyla kedi,köpek ve kuş besleme sevme ihtiyaçları ağır bastı çünkü şehir yaşamının içindeki ekonomik şartlar insan dostluklarını sınırladı bu sınırlamalarla insan yapıları soğuklaştı.Bu yüzden bazı insan yapıları artık dostluklarını insandan ziyade hayvanlarla sürdürmekte ve bu sürdürülen dostluktan keyifler almaktadırlar.                                  Bu kentte güneşin doğuşu ve batışı farklı, seyri güzel, gezmeler, kıyılarda, kumların üzerinde, bir nehir kenarında oturmak vakit geçirmek çok başka farklı bir güzellik.Kuş sesleri dayanılmaz bir dinlentidir günün batmasını,akşamın olmasını hiç istemezsiniz.Güney bölgemize aşinayım, 4 yıl kadar Adana/Kozanda kaldım.Havanın kararmalarını,şimşek çakmalarını, bardaktan boşalırcasına yağmur inişlerini çok iyi bilirim.Yağan yağmurlar İç Anadolu'nun yağmurlarına benzemez.Öyle bir inerki, bu yağışa tutulmuş kaçamamışsanız, kısa bir sürede çamışırlarınızdan teninize kadar her taraflarınıza işleyebilir.Bir kuytu yere kendinizi siper edip kurtarırsanız ne ala.Anamur'da geçen zamanlardan her zaman her daim büyük keyif aldım yaşamaktan mutlu oldum.Sevmediğiniz bir yere gitmişseniz, "Nereden geldim buralara ayaklarım kırılaydı" dersiniz,sevdiğinize; sevginizi ispat ederken, "Başkasını seversem 2 gözüm önüme aksın" dersiniz.Bu kent kırılsın ayaklarım,kör olsun iki gözüm pişmanlıklarını duyacağım kent değil.Sabah yürüyüşlerinden tutunda, deniz kenarında mavi atlasın sakin ve sessizliğini; bir kadının uysallığına, hafif dalgalarını; hüzünlenişine benzetirm ve ben oldum olası bir kadının üzülmesine,hüzünlenmesine,ağlamasına asla dayanamam.Şairliğim yazma isteğim belkide bu yüzdendir belkide bu yüzden hep olmak istediğim yer burası.21/Aralık-2020 Şerafettin Sorkun/Anamur'dan  

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ZAFER YEĞENOĞLU

    Facebook' sayfalarında Kozan'da okuduğum İstiklal İlkokulundan sınıf arkadaşım Zafer Yeğenoğlu'nun yeğenlerinden biri olsa gerek,bir resim paylaşmış.Resmin sol tarafındaki Yeğenoğlu Sokak levhasını sokaktaki taş evlerden birinin duvarının üzerinde görünce duygulandım.O taş ev,bizim Kozan'daki Arslanpaşa mahallesinden İstiklal İlkokulumuza giderken İnkilap İlkokulu sokak girişinin olduğu caddeden geçip,biraz ötedeki Kozan Halk Kahramanı Gizzik Duran efsanesinin evlerinin beri tarafından Zafer'lerin evlerinin önünden yukarılara kadar devam ederek Kozan'ın ana caddesi olan ve bu ana caddenin üstündeki Kozan'ın büyük ulu camisine kadar ilişirdi.İnkilap ilkokulu sokağından bu sokağa girişinizle biraz ilerde bir sokak daha sapardınız,bu sapılan sokakta,bizi sokak bitmeden sınıf arkadaşlarımızdan Faik Öztürk'lerin evlerinide geçtikten sonra İstiklal İlkokulumuzun kapısına getirirdi.Sabahleyin okul kapısından girer zilin çalmasıyla okul önüne dizilir genç y...

KANSER

  KANSER... KANSER... KANSER!!!!!!!!!!!!( Lütfen okuyunuz))) 2018 yılında Amerika ve Japonya’dan iki bilim adamı, “immüno-onkoloji” olarak adlandırılan yeni bir onkoloji tedavi yöntemi için tıpta Nobel Ödülü aldılar. Bu, yakın bir gelecekte korkunç kanser hastalığının, evde nezle gibi tedavi edilebileceği anlamına geliyor! Bu, bir zamanlar tedavi edilemeyen ve bir çok kişinin korkunç acılar içinde ölümüne sebep olan iskorbüt hastalığı gibidir. İskorbüt tedavi edilemiyordu ve her hangi bir ilacı yoktu, ancak daha sonra , bu hastalığa C vitamini eksikliğinin yol açtığı ortaya çıkmıştı. Bugün iskorbüt hastalığına hiç kimse yakalanmıyor. Öyle görünüyor ki, korkunç ve ölümcül bir hastalık olan “kanseri” de aynı kader bekliyor. Bunun nedeni, işlenmiş gıdaların kullanımı ve vitamin eksikliğidir. İnsanların bunu önceden bildiği, fakat kar etme tutkusundan dolayı sessiz kaldığı düşünülünce dehşete kapılmamak mümkün değil. Bugün aldığım bilgiye karşı farklı tutum gösterilebilir, ancak ben sa...

AİLE ORMANLARI

    İmkanları dahilinde Babamın sağlığında devam eden hayatta bazı hususlarda yaptıkları ve yapacaklarını hem anlatımlarında ve hemde eylemlerinde dinlemiş ve görmüşümdür.Onun köy öğretmenliğine ben doğduğum Bozkır Kayacık köyünde çok küçük yaşlardayken şahit oldum.Ben doğmadan evvel Karaman'ın Dağdurayda köyüne ilk ataması olmuş sonra kazamız Bozkır'a bağlı Akkise kasabasına gelinmiş.Ecdatımız bizlerin olmadığı bir neslin evveli olarak ülke topraklarımızda  çalışmışlar,çalışmayı görev anlayışı ve bilincini bir mecburiyet olarak görmüşler bizlere borçsuz harçsız yaşayacağımız güzel bir ülke toprakları bırakmışlardır.Şimdiki nesil bu çalışmaların ürünlerini çok rahat yiyor hemde ağzından burnundan gelesiye kadar yemekte.Umarım ilerdeki kuşak borcuna sadık olurda şimdi yiyen bu kesimin borçlarını itiraz etmeden kapatır yada ülkeyi satıp köleliği seçer.Babam milli eğitimden emekli olduktan sonrada boş durmamış kooperatifler kurmuş,vatandaşları ev sahibi yapmış ve en önemlisi...