Ana içeriğe atla

HAYRULLAH SORKUN (Ebemin Hayrullah'ı)


   Babam Bozkır/Kozağaç köyüne atandı.Sandı'dan at arabasıyla dayım geldi,Bozkır'a göç ediyoruz.Yatak,yorgan,yastık bir kaç tava ve tencere,bir ağaçtan yapılmış senit,oklava,pişirgeç ve anamın özellikle arabaya koyduğu,hiç unutmam saçayağından ibaret olan eşyalarımız,at arabasının hepimizi rahatça alacağı kadar.Kardeşlerim Sebahattin ve Feza onlar henüz doğmadılar.Babam Bozkır'da yeni görevinin başında.Eşyalar yüklendi,bizi uğurlamaya gelen komşulara veda ederken sarılınıp ağlaşıldı.Ben yaştaki çocuklar bize bakıyorlar.Uğurlamada İkbal teyzem,kuzenlerim kızları var.Arabaya çıkarılıp eşyaların üzerine oturduk.Tüm bunlardan sonra dayım dizginler elinde,arabada koşulu atlara deh diyerek komut verdi.Atların hareketiyle arabanın tekerleklerinden yansıyan aks sesleri kulaklarımıza geliyor.Biz giderken farkediyorum teyzem ağlıyor.Gözlerim anama kayıyor,o da teyzemden farksız gözleri sulu.Yola inince gerilere alçak dama,çete emmimin evlerine sonra sol yandaki evleri bir bir yalıyor gözlerim.Aks sesleri köy içinde yankılanırken anam ve 4 kardeş hepimiz yataklar üzerinde oturmuş gidiyoruz.Bende köyden ayrılışın getirdiği burukluk var.Babamın görev yaptığı köy okulunun oradan geçerken hüznüm artıyor.Gözlerim okulun bizim gidişimize göre sağ altında kalan özlü teyzenin evine kayıyor.Bakışlarımla arkadaşım,oyunlar oynadığımız Hüsnü'yü kapılarında pencerelerinde arıyorum.Hüsnü gözüme ilişmiyor.Yolun üstünde kalan yaşıtım arkadaşlarımın evlerine bakıyorum,görünürde eşiklerde alçak damlarda kimseler yok.Bozkır'a göç ederken,gören olur zannıyla belli etmemeye çalışsamda Darıyerindeki üzüm bağlarının üstündeki köy patikasından şoseye doğru at arabasıyla yol alırken yüreğimin ezikliğini hafiften hissediyorum.Bu yürek ezikliğide ister istemez gözleriminde ıslanmasına neden oluyor.Bir bilinmeyene gidiş olarak çocukluktaki bu ilk göçümüzle Soğla'yı,yaylalarımızı Kayacığı ve Sandı'yı çok özleyeceğim.Bazı değerler vardır.Hatıra edilen bir madolyonun boyunlarda yıllar yılı saklanışları gibi,bu kıymetleride kalplerinizden asla silemezsiniz.Yaylaya giderken sabahın ilk saatlerinde İbibiklerin ötüşlerini,oğlak ve kuzuların yayılımdan dönen analarını beklerken,analarını emmek için onları bir sürü koyun arasından meleyerek,koklayarak buluşlarını,babamın amcasının oğluyla tek tüfekle gökyüzündeki arı kuşlarını bir sipere yatarak bahçedeki karakovanların oraya inerler zannıyla sinip pusuda bekleyişlerini,dedemin Sorkun'dan çıkışıyla abisi Hüseyinden ayrılarak onun biraz ötesine kasabamız Ahır'lı yolunun sağ üstüne fazla uzak olmayan tepeliğe yaptığı evi ve ceddimin hemen hemen hepsinin o evde doğup büyüyerek yaşamlarını sürdürdükleri bu yerleri benim unutamadığım gibi,sizlerinde anılarınızda yaşanmış olan bazı değerlerinizi unutamadığınız  muhakkaktır.Dedem hep ilgimi çekerdi.Neler yapmazdıki?.Onun saatleri vardı.Ama duvar,ama masa saatleri.Bunların çoğu eskimiş bir sandık içinde özenle muhafaza edilirdi.Dedem bunların hiç bir parçasını atmaz ve yeni kullandığı duvar saatlerinden biri arızalanmışsa,eski sakladığı saatlerindeki parçalardan çıkarır,arızalanan saate bu parçaları ekleyerek tamir eder,bu beceri ve başarılarıyla hem kendi mutlu olur,hemde kendisine bizi hayran bırakırdı.Dedemin bu ve bunlara benzer uğraşları köydeki o çocukluk yıllarımda ilgimi çeker,büyüyünce dedem gibi olacağım derdim.Bir gözlüğü vardı iş yaparken,onu takar,eline aldığı ipliği bir diğer eline aldığı iğne deliğinden geçirir, söküklerini,yamalarını dikerdi.Çok kez onu yemek yaparkende görmüşümdür.Becerikli ve mahirdi.Saatlerinden biri salondaki duvarda asılı durur ve her saat başında gonglarının vuruşu benim bunları hiç bilmediğim zaman dilimin içinde olmamdan,dedemin çok mühim adam olduğu kanısına varmama ve öneminin artmasına neden olurdu.Köylük yerde ayrıca bu tür ince işler bizim köyün vatandaşlarının uğraşacağı işler değildi.Köylünün geçimi hayvancılık rençberlik ve Soğla çıkarsa oradan kaldırılan nohut hasadı ve bunun satılımıyla elde edilecek gelirdi.Bu yüzden Soğla gelinlik kızların ve evlenecek erkeklerin beklentileriydi.Ben bunları bilmeyecek bir yaşta olduğumdan Soğlanın tarla halinden çok,masmavi yansıyan su dolu görünümünü daha çok severdim.Yaylalara gitmeyi,yaylalarda çiğdem toplamayı,yaylanın ortasına kurulan cıngırakları severdim.Her ailede nazlı olup ayrıcalık gösterilen,hassasiyetle üzerine durulan bir çocuk hemen hemen yok desem yalan olur.Ben sessizliği seven daha çok köşesine çekilen bir çocuktum ama benden büyük olan Hayrullah amcamın devamlı kuyruk gibi peşinde ve ayrıca onun güdümündeydim.Ebem küçük amcama çok tutkuludur.Ona asla kıyamayıp onu her fırsatta ön plana almış ve korumuştur.Hiç bir ana çocuklarını bir birlerinden muhakkakki ayırt etmez,sevgileri hepsine eşittir ama ebemin Hayrullah'ına gösterdiği ilgi ve alaka yeryüzündeki diğer analardan daha çok fazladır.Ebemin bu ilgisini bilen küçük amcam ayakları yerlere basmayacak kadar bu ilgiden hoşnuttur ve kendince haklar ve kriterler belirler.Bu haklar onun için çok önemlidir.Bu sanrılarından biride getir götür işlerinde beni emir eri olarak kullanacağı en önemli hakları olarak görmesidir.Çocukluğumun köyde ve Bozkır'da geçen evrelerinde hep bu küçük amcama yaverlik yapmışımdır.Bu yaverlik genelde onun istekleri doğrultusunda geliştiğinden bunu fark eden Hacı Mustafa Amcam onun bu kendini ön plana alır egoistliklerini ve ebemin devamlı Hayrullahına ilgi göstermesini biraz hazmedemediğinin kıskançlıklarınıda katarsak,oyunlarda ve diğer birlikte geçirilen günlerde abisi olarak onun başında selahiyet hakları düşünceleriyle şunu getir bunu götür gibi işlerde,bunlar yapılırken gecikmeler ve en ufak bir eksiklik olmuşsa,onu muhakkak ya pataklar ya kızar banada bu mızmızla gezmeyecek ve onun emrinde asla olmayacaksın diye sıkı sıkı tembihler eder,bu tembihlere uymazsam benide döğeceğini belirtirdi.Hacı Mustafa amcamın sağı solu belli olmaz bazen ikimizede sebebsiz yere dayak atardı.Onun korktuğuda onun büyüğü olan Harun amcamdı.Biz Mustafa amcamdan korkumuzdan asla Harun amcama attığı dayakları söyleyemez bizi döğdü vs.diyemezdik.Zira bu deyişin arkasından eğer söylersek Harun amcamın olmadığı bir zamanda daha felaket bir dayak kaçınılmaz olurdu.Harun amcam kazara Hacı Mustafa amcam bizi döğerken görmüşse onu haşlar bizde belli etmeden buna sevinirdik.Tarlaların ekili olup yeşermeye başladığı evreler artık karın kalktığı ve Baharın gelişidir.Baharın gelişi köylü için hayvanların yaylaya çıkarılarak orada yayılmasıdır.Yaylada kadınlar oluklarda kilimlerini,çamaşırlarını yıkarlar.Çamaşırın olmadığı birgün yaylada küçük çocuklar olarak kendimize göre uygun bulduğumuz yerlerde oyunlarla geçen zamanlarımızdan bu oluklarının orada çimenler üzerinde bir arada eğleşirken,oyun esnasında galiba Hayrullah Amcam yine bir şeylere itiraz edip kolu kanadı kopmuşcasına ağlamaya bağırmaya başladı.Hacı Mustafa Amcam "Ulan zibidi,ulan yağır her meselede yaygara çıkarırsın"diye aldı bunu eline başladı küçük amcamı ufak ve hafif şamarlarla tokatlamaya.Hayrullah amcam bu ufak vuruşları çok büyük sopalar yemiş yaygaralarına dönüştürdü ve bağırıklara başladı.Haliyle o bağırdıkça dayağın şiddeti daha fazla artıyordu.Ebem bu bağırıkları yukarıda evden duymuş.Aşağıya bizim yanımıza doğru elinde kilim döğülen bir tokaçla inerken banada işaret parmağıyla sus işareti yaptı,arkası ebeme dönük Hacı Mustafa amcama sessizce yaklaşarak elindeki tokaçla kafasına vurmasıyla amcamın bu darbeden sonra gık bile demeden bayıldığını hatırlıyorum.Ebem Hayrullahını aldı gitti.Beni bir korku sardı,Hacı Mustafa amcam boylu boyunca yatıyor,öldümü acaba diyorum.Ebemin umuru bile olmadı,Hayrullahıyla o giderken ben olukların başında yatan amcamın yanında kalmış vaziyetteyim.Ebemin elinden tuttuğu küçük amcamla "Vay benim Hayrullahım" mırıldanmalarıyla üzüle büzüle oluklardan yukarılarda olan eve doğru çıkışlarına bakıyor ve yerde yatan Mustafa amcamın akibetini korku ve ürküyle takip ediyorum.Öbür çocuklarda bu olaydan sonra oradan kaçarak ayrıldılar.Ben beklerken nitekim korktuğum gibi olmadı Mustafa amcam uyandı "Su getir lan bana" dedi,Bir koşuda ağaçtan oyulmuş su kabını çeşme başından alıp,ağaçlardan yontulup,oyuklaştırıp  açılarak su akışına şekil verilmiş akar oluktan su doldurarak ona getirdim.O getirdiğim suyu bir yandan kafasına dökerken,bir yandanda"Ulan Anam geliyordu da niye bana söylemedin?" dedi.Bakışları sertleşmiş,sersemliği gitmişti.Ben hesaplar veremedim versemde söylediklerim onu tatmin etmedi,orada olukların başında hatırı sayılır bir dayakta ben yedim.Beni kurtarmaya falan gelen olmadı.Evet Ebemin Hayrullahı hep önemli olmuştur.Bu anılarım aklıma geldikçe yaşadığımız bu günlere dalar giderim ve dudaklarım büzüşür yüzümde bir tebessüm oluşur.Bozkır köyümüze 15 km.dir.Biz Aliçerçi yokuşunu geçtik,ürküler ve köyden ayrılışın burukluğuyla hiç görmediğimiz bir şehre,Bozkır'a doğru at arabası üzerinde yol alıyoruz..2/Temmuz-2014 Şerafettin Sorkun/Anamur'dan


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ZAFER YEĞENOĞLU

    Facebook' sayfalarında Kozan'da okuduğum İstiklal İlkokulundan sınıf arkadaşım Zafer Yeğenoğlu'nun yeğenlerinden biri olsa gerek,bir resim paylaşmış.Resmin sol tarafındaki Yeğenoğlu Sokak levhasını sokaktaki taş evlerden birinin duvarının üzerinde görünce duygulandım.O taş ev,bizim Kozan'daki Arslanpaşa mahallesinden İstiklal İlkokulumuza giderken İnkilap İlkokulu sokak girişinin olduğu caddeden geçip,biraz ötedeki Kozan Halk Kahramanı Gizzik Duran efsanesinin evlerinin beri tarafından Zafer'lerin evlerinin önünden yukarılara kadar devam ederek Kozan'ın ana caddesi olan ve bu ana caddenin üstündeki Kozan'ın büyük ulu camisine kadar ilişirdi.İnkilap ilkokulu sokağından bu sokağa girişinizle biraz ilerde bir sokak daha sapardınız,bu sapılan sokakta,bizi sokak bitmeden sınıf arkadaşlarımızdan Faik Öztürk'lerin evlerinide geçtikten sonra İstiklal İlkokulumuzun kapısına getirirdi.Sabahleyin okul kapısından girer zilin çalmasıyla okul önüne dizilir genç y...

KANSER

  KANSER... KANSER... KANSER!!!!!!!!!!!!( Lütfen okuyunuz))) 2018 yılında Amerika ve Japonya’dan iki bilim adamı, “immüno-onkoloji” olarak adlandırılan yeni bir onkoloji tedavi yöntemi için tıpta Nobel Ödülü aldılar. Bu, yakın bir gelecekte korkunç kanser hastalığının, evde nezle gibi tedavi edilebileceği anlamına geliyor! Bu, bir zamanlar tedavi edilemeyen ve bir çok kişinin korkunç acılar içinde ölümüne sebep olan iskorbüt hastalığı gibidir. İskorbüt tedavi edilemiyordu ve her hangi bir ilacı yoktu, ancak daha sonra , bu hastalığa C vitamini eksikliğinin yol açtığı ortaya çıkmıştı. Bugün iskorbüt hastalığına hiç kimse yakalanmıyor. Öyle görünüyor ki, korkunç ve ölümcül bir hastalık olan “kanseri” de aynı kader bekliyor. Bunun nedeni, işlenmiş gıdaların kullanımı ve vitamin eksikliğidir. İnsanların bunu önceden bildiği, fakat kar etme tutkusundan dolayı sessiz kaldığı düşünülünce dehşete kapılmamak mümkün değil. Bugün aldığım bilgiye karşı farklı tutum gösterilebilir, ancak ben sa...

AİLE ORMANLARI

    İmkanları dahilinde Babamın sağlığında devam eden hayatta bazı hususlarda yaptıkları ve yapacaklarını hem anlatımlarında ve hemde eylemlerinde dinlemiş ve görmüşümdür.Onun köy öğretmenliğine ben doğduğum Bozkır Kayacık köyünde çok küçük yaşlardayken şahit oldum.Ben doğmadan evvel Karaman'ın Dağdurayda köyüne ilk ataması olmuş sonra kazamız Bozkır'a bağlı Akkise kasabasına gelinmiş.Ecdatımız bizlerin olmadığı bir neslin evveli olarak ülke topraklarımızda  çalışmışlar,çalışmayı görev anlayışı ve bilincini bir mecburiyet olarak görmüşler bizlere borçsuz harçsız yaşayacağımız güzel bir ülke toprakları bırakmışlardır.Şimdiki nesil bu çalışmaların ürünlerini çok rahat yiyor hemde ağzından burnundan gelesiye kadar yemekte.Umarım ilerdeki kuşak borcuna sadık olurda şimdi yiyen bu kesimin borçlarını itiraz etmeden kapatır yada ülkeyi satıp köleliği seçer.Babam milli eğitimden emekli olduktan sonrada boş durmamış kooperatifler kurmuş,vatandaşları ev sahibi yapmış ve en önemlisi...