Hayatımın geçen zamanlarını sokakları esmeleriyle süpüren,kırlardaki otları savuran,tüm ağaçları ora bura sallayan rüzgarlara benzetirim.Rüzgarlar bazen ılık,bazense serin ve soğuk eserler.Keza bizlerde öyle değilmiyiz!!..Dalga dalga hüzünlerimiz,sevinçlerimiz olur,öfkelerimiz,sevinçlerimiz,duygularımızla yön alan hislerimiz vücudumuzdaki aksiyonlar rüzgarlara benzer debileri değilmidir?..Bizi çok etkileyen şarkılar olmuştur.bunları dinlerken duygulanmış aynı zamandada onları dillerden düşürmemişiz yahut o şarkılar bulunduğumuz başka kentlerdeki yaşadığımız anılarımızın gözlerimizde tekrara canlanmasına neden olmuştur.Yaşadıkca bir sürü hikayelerimiz ve çevremizdeki bazı insanların hayat hikayelerine tanıklıklarımız olur.Fırat Kenarında Yüzen Kayıklar,Yüce dağ başında yanar bir ışık .Hangi dağdı bu yüce dağ?.Bozkır'da O yıllarda evimizin önünden baktığım zaman gözümün önündeki büyük dağın yüce dağ başı olduğunu düşünürdüm.Avcı vurmuş ceylanı düşmüş dağ arasına diye söylenen başka bir yanık ve içli türkü hatıralarımda canlanıyor.Bozkır'dan başka bir yerlere gitmişliğimmi oldu?,olmadı yine evimizin önünden bakıpta gördüğüm çatal dağın ceylanın vurulduğu ve bu iki dağın arasına düştüğünü kendimce tasavvur eder,avcının vurduğu ceylana üzüm üzüm üzülür avcıya kızardım.Yüce dağ başına yağan kar idim adlı içlimi içli,yanıkmı yanık başka bir türkü,o saflıklarla taşıdığım çocuk yüreğimde erimeler yapar,beni çok hüzünlendirirdi.Sonyaz Mahallemizde akşamın ilk başladığı saatlerde "Fırat Kenarında Yüzer Kayıklar" söylediği şimdilerde sanatçılar tarafından hiç okunmayan,benim çocukluk yıllarımda,Bozkır'da sonyaz mahallemizde akşamlar çökerken,evlerinin önünde yanık yanık söyleyen komşumuz abladan duyardım.Bu bizden çok büyük ablanın isim vermeyeceğim hüzün dolu duygusal anısını anlatanlardan duyup dinlemiş çok etkilenmiştim.Bu türküyü yaşantımın bazı kentlere göç olaylarıyla geçen sürelerde o yıllarda çok revaşta olduğundan duyuşlarımda buruk bir şekilde akibetinin ne olduğunu bir daha hiç bilmediğim bu ablanın o zamanlarki hüzünlü halini hatıramda defalarca yad etmişimdir.Almanya iş kapısı olmadan evvel maddi durumu iyi olmayan köy gençleri belirli bir yaşa geldikleri zaman yahutta askerlik hizmetlerini ifa ettikten sonra gurbet eller olarak bilinen İstanbul'a para kazanmak için çalışmaya gidişlerine tanık olurduk.Bunların İstanbul'a gidişleri ayrı bir hüzün,oradaki yaşamları ise ayrı bir çile ve dertti.Gidenler oralarda nasıl bir yaşam ve hayat sürdürür az çok anlatılanlardan bilinir ama köyde kalıpta gidemeyler ise,onlara gıpta eder imrenirlerdi.İstanbul öyle tahta valize 3-4 giyecek koyup otobüse binip hareket etmenizle,bir eliniz yağda,bir eliniz balda ömür sürdürelen bir yer değil.Oralarda ne zorluklar vardı.Hamallık,kapıcılık yapacak,sokaklarda para kazanmak için önünüzde 3 tekerlekli bir tablalı arabayla sebzedir şudur budur,öte beri yükleyerek ağır arabayı ite kaka akşamlara kadar semt semt dolaşacak,belediye zabıtalarının kovalamalarına maruz kalarak,bazen tabana kuvvet kaçmalarla geçen bir yaşam sürdüreceksiniz.Bu tür 3 tekerlekli arabalarla seyyarlık yapan kişileri az çok hepimiz biliriz.Arkasından yokuşlarda iterek sokak sokak dolaşılan bu arabalardan bir araba satın alabilirseniz,bu demektirki hizmetkarlık yapmayıp bir nevi kendi kendizin efendisi olmak,diğer zor şartlar altında çalışanlardan biraz daha iyi olacaktır ama bu şekil bir arabayla satıcılık yapmak daha kolay para kazanma şekli görünsede risk getirecek zorluklarda yaşayabilirsiniz.Bu arabalarla zabıtalar tarafından yakalanırsanız,hatırı sayılır meblağlar öder,arabanızda imha edilerek size iadesi olma garantisi yoktur.Kaldığınız yerler,fazla masraf olmasın diye bir kaç hemşehri bir araya gelerek kirasına ortak olunan harebe yerler,rutubetin hiç eksik olmadığı izbelerdir.İstanbul çok güzel bir kız gibidir.Bilen bilmeyen herkeslerin yüreklerinde bir sevdadır.Galatasıyla,Yeşilçamıyla,Emirganıyla,Suadiyesi,Floryasıyla,Çamlıcası,Beykozuyla Anadolu gençlerini kadın görünümündeki cazibeli göğsüne bir giz gibi çeker.İşte para kazanmak için İstanbul gurbetlerine giden,"Fırat Kenarında Yüzen Kayıklar" türküsüyle acıların en zifirini yüreğinde hissederek akşamın başladığı saatlerde söyleyen ablanın nişanlısı da bu şekil gurbete gidenlerden biridir.İş dönümü kaldıkları izbede arkadaşlarıyla nöbetleşe yemek yapma sırası kendisine geldiğinde,arkadaşlarından önce eve gider.Gazocağında yemek pişirirken gaz ocağı patlamasıyla yangın çıkar ve izbeden kaçamayıp yanarak hayata veda eder.Acı haber tez duyulur derler,çabucak ulaşır yurduna yuvasına..Sonrasında çocukken bilmeziyle hiç bir anlam veremediğim,onun ağlamaklı hüzünlü bu türküyü söylerkenki anının,yıllar sonra bu kazadan dolayı kaybettiği nişanlısına söylediğini öğreniyorum.Evet hayat durmamacasına esen.bazen ılık,bazense soğuk rüzgarlar gibidir.Her akşam çöküşü,Bozkır'da mahallemde söylenen Fırat Kenarında Yüzen Kayıklar türküsüyle,bu ablanın buruk bir hatırlanışıdır.Türkünün hikayesi ise;Fırat nehri kenarında evleri olan genç birinin,serinlemek için Fırat nehrine girerek boğulmasıyla,nişanlısı tarafından yakılıp türkü edilmesidir..En çok türküleri severim.Bir sebep oluşları vardır yakılışlarında.Hep buram buram hasret kokuları getirirler,sıla özlemi çektirirler yanık yanık okunuşlarında.Bu yüzden yanık yürekleri de daha fazla yakarlar.Türküler hep doğduğum toprakları hatırlamama neden olur.Orada geçirdiğim çocukluk yıllarım perde perde,dalga dalga her hatırasıyla gözümün önünde canlanır.Güneş;tepelerden çekilmeye başladığı zaman,ufkundaki görebildiğin son ağaç dallarına yada yüksek dağların tepelerine tutunmaya çalışır.Sen güneşi yakalamak ister,saçlarından ellerinle çekmek istersin.O bir çukura dalarcasına batar,iner gider,yakalayamazsın.Bozkır'da gece sessiz başlardı,el ayak çekilirdi tümden,yaz akşamlarında gökyüzünde tüm yıldızlar görebilir,onları seyrederken uç hayallerimiz olurdu.Eğlencemiz sinemalar ve radyolardı..Özlemleri,hasretleri türkülerde bulur,türkülerle hislenme ihtiyacı duyar,uzaklardaysanız türkülerle sıla özlemleri giderirsiniz ve hepsinde buram buram hasret sevda kokuları vardır...16/Haziran-2014 Şerafettin Sorkun/Anamur'dan
Hayatımın geçen zamanlarını sokakları esmeleriyle süpüren,kırlardaki otları savuran,tüm ağaçları ora bura sallayan rüzgarlara benzetirim.Rüzgarlar bazen ılık,bazense serin ve soğuk eserler.Keza bizlerde öyle değilmiyiz!!..Dalga dalga hüzünlerimiz,sevinçlerimiz olur,öfkelerimiz,sevinçlerimiz,duygularımızla yön alan hislerimiz vücudumuzdaki aksiyonlar rüzgarlara benzer debileri değilmidir?..Bizi çok etkileyen şarkılar olmuştur.bunları dinlerken duygulanmış aynı zamandada onları dillerden düşürmemişiz yahut o şarkılar bulunduğumuz başka kentlerdeki yaşadığımız anılarımızın gözlerimizde tekrara canlanmasına neden olmuştur.Yaşadıkca bir sürü hikayelerimiz ve çevremizdeki bazı insanların hayat hikayelerine tanıklıklarımız olur.Fırat Kenarında Yüzen Kayıklar,Yüce dağ başında yanar bir ışık .Hangi dağdı bu yüce dağ?.Bozkır'da O yıllarda evimizin önünden baktığım zaman gözümün önündeki büyük dağın yüce dağ başı olduğunu düşünürdüm.Avcı vurmuş ceylanı düşmüş dağ arasına diye söylenen başka bir yanık ve içli türkü hatıralarımda canlanıyor.Bozkır'dan başka bir yerlere gitmişliğimmi oldu?,olmadı yine evimizin önünden bakıpta gördüğüm çatal dağın ceylanın vurulduğu ve bu iki dağın arasına düştüğünü kendimce tasavvur eder,avcının vurduğu ceylana üzüm üzüm üzülür avcıya kızardım.Yüce dağ başına yağan kar idim adlı içlimi içli,yanıkmı yanık başka bir türkü,o saflıklarla taşıdığım çocuk yüreğimde erimeler yapar,beni çok hüzünlendirirdi.Sonyaz Mahallemizde akşamın ilk başladığı saatlerde "Fırat Kenarında Yüzer Kayıklar" söylediği şimdilerde sanatçılar tarafından hiç okunmayan,benim çocukluk yıllarımda,Bozkır'da sonyaz mahallemizde akşamlar çökerken,evlerinin önünde yanık yanık söyleyen komşumuz abladan duyardım.Bu bizden çok büyük ablanın isim vermeyeceğim hüzün dolu duygusal anısını anlatanlardan duyup dinlemiş çok etkilenmiştim.Bu türküyü yaşantımın bazı kentlere göç olaylarıyla geçen sürelerde o yıllarda çok revaşta olduğundan duyuşlarımda buruk bir şekilde akibetinin ne olduğunu bir daha hiç bilmediğim bu ablanın o zamanlarki hüzünlü halini hatıramda defalarca yad etmişimdir.Almanya iş kapısı olmadan evvel maddi durumu iyi olmayan köy gençleri belirli bir yaşa geldikleri zaman yahutta askerlik hizmetlerini ifa ettikten sonra gurbet eller olarak bilinen İstanbul'a para kazanmak için çalışmaya gidişlerine tanık olurduk.Bunların İstanbul'a gidişleri ayrı bir hüzün,oradaki yaşamları ise ayrı bir çile ve dertti.Gidenler oralarda nasıl bir yaşam ve hayat sürdürür az çok anlatılanlardan bilinir ama köyde kalıpta gidemeyler ise,onlara gıpta eder imrenirlerdi.İstanbul öyle tahta valize 3-4 giyecek koyup otobüse binip hareket etmenizle,bir eliniz yağda,bir eliniz balda ömür sürdürelen bir yer değil.Oralarda ne zorluklar vardı.Hamallık,kapıcılık yapacak,sokaklarda para kazanmak için önünüzde 3 tekerlekli bir tablalı arabayla sebzedir şudur budur,öte beri yükleyerek ağır arabayı ite kaka akşamlara kadar semt semt dolaşacak,belediye zabıtalarının kovalamalarına maruz kalarak,bazen tabana kuvvet kaçmalarla geçen bir yaşam sürdüreceksiniz.Bu tür 3 tekerlekli arabalarla seyyarlık yapan kişileri az çok hepimiz biliriz.Arkasından yokuşlarda iterek sokak sokak dolaşılan bu arabalardan bir araba satın alabilirseniz,bu demektirki hizmetkarlık yapmayıp bir nevi kendi kendizin efendisi olmak,diğer zor şartlar altında çalışanlardan biraz daha iyi olacaktır ama bu şekil bir arabayla satıcılık yapmak daha kolay para kazanma şekli görünsede risk getirecek zorluklarda yaşayabilirsiniz.Bu arabalarla zabıtalar tarafından yakalanırsanız,hatırı sayılır meblağlar öder,arabanızda imha edilerek size iadesi olma garantisi yoktur.Kaldığınız yerler,fazla masraf olmasın diye bir kaç hemşehri bir araya gelerek kirasına ortak olunan harebe yerler,rutubetin hiç eksik olmadığı izbelerdir.İstanbul çok güzel bir kız gibidir.Bilen bilmeyen herkeslerin yüreklerinde bir sevdadır.Galatasıyla,Yeşilçamıyla,Emirganıyla,Suadiyesi,Floryasıyla,Çamlıcası,Beykozuyla Anadolu gençlerini kadın görünümündeki cazibeli göğsüne bir giz gibi çeker.İşte para kazanmak için İstanbul gurbetlerine giden,"Fırat Kenarında Yüzen Kayıklar" türküsüyle acıların en zifirini yüreğinde hissederek akşamın başladığı saatlerde söyleyen ablanın nişanlısı da bu şekil gurbete gidenlerden biridir.İş dönümü kaldıkları izbede arkadaşlarıyla nöbetleşe yemek yapma sırası kendisine geldiğinde,arkadaşlarından önce eve gider.Gazocağında yemek pişirirken gaz ocağı patlamasıyla yangın çıkar ve izbeden kaçamayıp yanarak hayata veda eder.Acı haber tez duyulur derler,çabucak ulaşır yurduna yuvasına..Sonrasında çocukken bilmeziyle hiç bir anlam veremediğim,onun ağlamaklı hüzünlü bu türküyü söylerkenki anının,yıllar sonra bu kazadan dolayı kaybettiği nişanlısına söylediğini öğreniyorum.Evet hayat durmamacasına esen.bazen ılık,bazense soğuk rüzgarlar gibidir.Her akşam çöküşü,Bozkır'da mahallemde söylenen Fırat Kenarında Yüzen Kayıklar türküsüyle,bu ablanın buruk bir hatırlanışıdır.Türkünün hikayesi ise;Fırat nehri kenarında evleri olan genç birinin,serinlemek için Fırat nehrine girerek boğulmasıyla,nişanlısı tarafından yakılıp türkü edilmesidir..En çok türküleri severim.Bir sebep oluşları vardır yakılışlarında.Hep buram buram hasret kokuları getirirler,sıla özlemi çektirirler yanık yanık okunuşlarında.Bu yüzden yanık yürekleri de daha fazla yakarlar.Türküler hep doğduğum toprakları hatırlamama neden olur.Orada geçirdiğim çocukluk yıllarım perde perde,dalga dalga her hatırasıyla gözümün önünde canlanır.Güneş;tepelerden çekilmeye başladığı zaman,ufkundaki görebildiğin son ağaç dallarına yada yüksek dağların tepelerine tutunmaya çalışır.Sen güneşi yakalamak ister,saçlarından ellerinle çekmek istersin.O bir çukura dalarcasına batar,iner gider,yakalayamazsın.Bozkır'da gece sessiz başlardı,el ayak çekilirdi tümden,yaz akşamlarında gökyüzünde tüm yıldızlar görebilir,onları seyrederken uç hayallerimiz olurdu.Eğlencemiz sinemalar ve radyolardı..Özlemleri,hasretleri türkülerde bulur,türkülerle hislenme ihtiyacı duyar,uzaklardaysanız türkülerle sıla özlemleri giderirsiniz ve hepsinde buram buram hasret sevda kokuları vardır...16/Haziran-2014 Şerafettin Sorkun/Anamur'dan
Yorumlar
Yorum Gönder