Ana içeriğe atla

İNSAN EĞİTİLMEZSE ZOR VARLIKTIR


   
"Bozulduğu zaman insandan daha korkunç yaratık yoktur"Bunu ben değil TOLSTOY"söylemiştir.Dün Konya'da "Evde ne duruyorsun dışarı çıksana"dercesine davetkar güzel bir hava vardı.Bende bu davete uyup çok sevdiğim Meram'a doğru alışılagelmiş yürüyüşlerimden birine daha başladım.Meram Konya'nın inşaatlardan korunmuş müstesna yer özelliğini can çekişerek korumakta.İleri senelerde para buralarıda boğar,siyasiler rant düşüncesini ön plana alırlarsa üzülmekten başka yapılacak bir şey olmuyor.Bir kentin imarı bozulur,bu bozulmayla hüviyeti görünümü değişirse çocukluktan bu yana büyüyüp hatıralarını,anılarını yaşadığı belge niteliği taşıyan değerleride yok ediyorsunuz.Lise yıllarında sadece bahçelerin ve büyük meşe,çınar ağaçlarının olduğu bu beldede okuldan kaçarak,büyük ulu ağaçların dış yüzeylerine,ağaçlara zarar vermeyecek şekilde derinlemesine değilde yüzeysel olarak çakılarımızla bir kalp resmi çizer ve bu çizdiğimiz kalp resminin içine sevdiğimiz,gönül verdiğimiz kızın ve kendi ismimizin baş harfini yazardık.O yıllarda sincapların çokluğundan onların bu aylarda ağaçların üzerinde koşuşturmalarına ve sevdalarına tanıklık yapardık.Belde yöneticileri güzelim ağaçları tek tek keserek göstermelik ağaçlar dikerek bu ağaçlarla yaşadığımız geçmişteki gençlik değerlerimizi ve hatıralarımızı yok ettiler.Sincaplarmı? Meram'da kumrularla birlikte onlarda yok denecek kadar azaldılar.Meram Konya'lıya farklı bir değerdir.Her Konya'lının burada yaşadığı çok güzel anıları vardır.Üstündeki köprülerden demiryolu rayları ve araçların geçtiği geçitlerin altında bulunan Konya'lının "Battı Çıktı" dediği alt geçiti çıkmanızla Meram yeni yol güzergahından bölgeye girmiş oluyorsunuz.Bu bölgeler zaman içerisinde inşaat rantlarına teslim olmuş,doğallıkları yok olmuştur.                                                 Baharın tazeliği güneşin cömertliği içinizde gülecen,sevecen,sizi mutlu kılan duyguların oluşmasına neden oluyor.Badem,Erik ve Kayısı ağaçları tümden çiçeklere bezenmişler üzerlerinde arılar her çiçekten ayrı ayrı balözleri toplayarak vızıldamakta,kuşlar cıvıl cıvıl ötüşmekte,birbirlerine kurlar yapmaktalar.Meram'ın ayrı bir özelliği daha vardır.Yeni evlenen çiftler gelinlikleriyle Meram'ı ziyaret ederek burada ağaçların güzelliklerinde eşleriyle birlikte fotoğraflar çektirirler.Ben bunları düşünürken düşüncelerimle üzerine basmışım,Meram yeni yola şahane sokaktan girmemle,gelinlik giymiş bir genç hanımefendiyle genç damatın bu yol güzergahındaki sıralı bulunan Arizona Çamları kenarında,yakınları olan 2 genç kıza poz verip resim çektirdiklerini gördüm.Gelin ve damat görmek;gülümsemeler,tebessümler,mutluluklardır.Dudaklarım büzüşüverdi.Durumlar çok değişti,artık o eskiden olduğu gibi foftoğraf makinaları değilde cep telefonlarıyla resimler alıyorlar.Yüzlerine baktım gelin ve damat poz verirken nasıl gülümsüyorlar,nasıl mutlulardı.Bu güzellikleri gördüğünüz zaman sizde mutlu oluyorsunuz.Allah mutluluklarını daimi kılıp,bir yastıkta kocatsın,sağlıklı nesiller yetiştirsinler.Meram'a girdiğimde haftanın ilk günü olan Pazartesi olmasına rağmen talebeler yine çoğunluktaydı.Sevgililer vardı,gruplar halinde.Genç kızlar,genç delikanlılar gülüşüyorlar birbirlerine espiriler yapıyorlardı.Orta yaşlılar ve biraz daha yukarı yaşlarda olanlar ya bir ağaç altında yada açılmış olan yazlık kafelerin sandalyelerinde oturuyorlardı.Daha yukarılara çıkarken lise talebesi 2 sevgilinin ürkek yürüyüşleri dikkatimi çekti.Beraber yürürlerken yan yana olmalarına ve elleride birbirlerine yakın olmasına rağmen ellerini tutuvermeye korkuyorlar ama o şekil durumdanda asla vazgeçmeden korka korka yürüyorlardı.Muhakkakki ikiside birbirlerinden bu el tutma haraketini başlatmasını bekliyor ama bir türlü bu ilk başlayışı yapamıyorlardı.İnanın bunları görmek bile insanı mutlu kılıyor.Bu tür aşklar ve heyecanlar daha farklı ve daha değişik bir heyecan fırtınası estirir yüreklerde.Ben bıyık altı gülerken hareketlerinde değişiklik olmaksızın bir ağaç altına oturmak yahut Meram'ın ağaçlık tepelerinde gezmek için göz erimimden yitip gittiler.Daha yukarılardaki ağaçlıklara doğru yürürken bu tepelere çıkmamla yemyeşil çimlere uzanıvermek geçti içimden.Ağaçlar altında bulunan çimler üzerine oturup bir ağacada sırtımı yasladım.Doğa olmazsa olmayan çok büyük bir değer.Ağaçsız,ormansız bir belde yaşanması güç bir meşakkattir,zorluktur aynı zamanda kısırlıktır .İnsan ağacına ve yeşiline sahip çıkmalı,bu sahipliği ilke edinmeli hayatı pahasına korumalıdır.Bu düşüncelerdeyken biraz ötede ağaçların yanında çimler üzerine oturmuş 2 kişinin çitlek (Ayçiçeği) yerken çıkardıkları sesleriyle irkildim.Orta yaşlı bir bayan ve bir erkek oturdukları yere bir kese kağıdı koymuşlar,içinden çıkardıkları çitlekleri çitleyip kabuklarınıda çimlere atıyorlar.Kafamı onlara doğru çevirdiğim an gözlerime iliştiler.Kuş sesleri arasında böyle çit çit çıkardıkları sesler hem rahatsız edici ayrıca koskoca 2 insanın yemyeşil görünümlü çimleri böyle kendi egoları adına kirlendirmeleride gerçekten iğrenç ve ayıp karşılanacak yakışıksız bir hareket.Anlarlar adına ters ters onlara bakarak oradan kalktım.Hiç aldırış etmeden çitlemeye ve çimleri kirletmeye devam ettiler.Anlaşılıyorki güzel Meram'a çitlek çitlemek ve kabuklarıylada bu güzellikleri kirletmek için gelmişler.İnsan eğitilmedikçe gerçekten zor ve güç bir varlıktır.Gördüğüm güzelliklerden sonra tekrar görüp tanıklık ettiğim 2 insanın çitlek çiğneyerek etrafı kirlendirmeleri içimi yeşerten tüm iyi duyguları körertip,karartmaya yetti.Halbuki buraya görevliler her tür olanakları seferber edip çöp bidonlarına kadar herşeyleri temin etmişler.Ne yazıkki çöp bidonlarına kadar gitmeye bile üşenen bu zihniyetler kendi egoları için doğayı kirletebilip nahoş görüntüler sergileyebiliyorlar.Aşağılara geldiğim yerlerden eve doğru yürürken bu 2 insan moralimi bozmaya yetti.Bu bir terördür,doğa terörü derler bunun adına.Sokaklar ve doğa kirletilmemeli temiz tutulmalıdır.İnsan eğitilmedikçe hakikaten zor hemde zordan öte korkunç bir yaratıktır.13/Mart-2018 Konya'dan  Şerafettin Sorkun

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ZAFER YEĞENOĞLU

    Facebook' sayfalarında Kozan'da okuduğum İstiklal İlkokulundan sınıf arkadaşım Zafer Yeğenoğlu'nun yeğenlerinden biri olsa gerek,bir resim paylaşmış.Resmin sol tarafındaki Yeğenoğlu Sokak levhasını sokaktaki taş evlerden birinin duvarının üzerinde görünce duygulandım.O taş ev,bizim Kozan'daki Arslanpaşa mahallesinden İstiklal İlkokulumuza giderken İnkilap İlkokulu sokak girişinin olduğu caddeden geçip,biraz ötedeki Kozan Halk Kahramanı Gizzik Duran efsanesinin evlerinin beri tarafından Zafer'lerin evlerinin önünden yukarılara kadar devam ederek Kozan'ın ana caddesi olan ve bu ana caddenin üstündeki Kozan'ın büyük ulu camisine kadar ilişirdi.İnkilap ilkokulu sokağından bu sokağa girişinizle biraz ilerde bir sokak daha sapardınız,bu sapılan sokakta,bizi sokak bitmeden sınıf arkadaşlarımızdan Faik Öztürk'lerin evlerinide geçtikten sonra İstiklal İlkokulumuzun kapısına getirirdi.Sabahleyin okul kapısından girer zilin çalmasıyla okul önüne dizilir genç y...

KANSER

  KANSER... KANSER... KANSER!!!!!!!!!!!!( Lütfen okuyunuz))) 2018 yılında Amerika ve Japonya’dan iki bilim adamı, “immüno-onkoloji” olarak adlandırılan yeni bir onkoloji tedavi yöntemi için tıpta Nobel Ödülü aldılar. Bu, yakın bir gelecekte korkunç kanser hastalığının, evde nezle gibi tedavi edilebileceği anlamına geliyor! Bu, bir zamanlar tedavi edilemeyen ve bir çok kişinin korkunç acılar içinde ölümüne sebep olan iskorbüt hastalığı gibidir. İskorbüt tedavi edilemiyordu ve her hangi bir ilacı yoktu, ancak daha sonra , bu hastalığa C vitamini eksikliğinin yol açtığı ortaya çıkmıştı. Bugün iskorbüt hastalığına hiç kimse yakalanmıyor. Öyle görünüyor ki, korkunç ve ölümcül bir hastalık olan “kanseri” de aynı kader bekliyor. Bunun nedeni, işlenmiş gıdaların kullanımı ve vitamin eksikliğidir. İnsanların bunu önceden bildiği, fakat kar etme tutkusundan dolayı sessiz kaldığı düşünülünce dehşete kapılmamak mümkün değil. Bugün aldığım bilgiye karşı farklı tutum gösterilebilir, ancak ben sa...

AİLE ORMANLARI

    İmkanları dahilinde Babamın sağlığında devam eden hayatta bazı hususlarda yaptıkları ve yapacaklarını hem anlatımlarında ve hemde eylemlerinde dinlemiş ve görmüşümdür.Onun köy öğretmenliğine ben doğduğum Bozkır Kayacık köyünde çok küçük yaşlardayken şahit oldum.Ben doğmadan evvel Karaman'ın Dağdurayda köyüne ilk ataması olmuş sonra kazamız Bozkır'a bağlı Akkise kasabasına gelinmiş.Ecdatımız bizlerin olmadığı bir neslin evveli olarak ülke topraklarımızda  çalışmışlar,çalışmayı görev anlayışı ve bilincini bir mecburiyet olarak görmüşler bizlere borçsuz harçsız yaşayacağımız güzel bir ülke toprakları bırakmışlardır.Şimdiki nesil bu çalışmaların ürünlerini çok rahat yiyor hemde ağzından burnundan gelesiye kadar yemekte.Umarım ilerdeki kuşak borcuna sadık olurda şimdi yiyen bu kesimin borçlarını itiraz etmeden kapatır yada ülkeyi satıp köleliği seçer.Babam milli eğitimden emekli olduktan sonrada boş durmamış kooperatifler kurmuş,vatandaşları ev sahibi yapmış ve en önemlisi...